İnci ise bir süre geceleri uyumakta zorlandı. Notu daha önce bulsaydı her şeyin değişeceğine inanıyordu. Ona, bir çocuğun yetişkinlerin sakladığı suçları çözmekle görevli olmadığını söyledim. Bunu yalnızca bir kez söylemek yetmedi. Uzmanımızla birlikte defalarca konuştuk. Sonunda ayısını yatağının başından alıp kitaplığın üzerine koydu. “Artık nöbet tutmasına gerek yok,” dedi. O cümleyi duyunca gözlerim doldu. Kızım, korkunun içinden kendi çocukluğuna dönüyordu.
Aile fotoğrafımızı yeniden çektirmek istediğimizde herkes farklı bir yere oturdu. Kimse eski görüntüyü taklit etmedi. Selim’in fotoğrafını arkamızdaki rafa koyduk. Eksikliğini gizlemeden, varlığını da silmeden yeni bir kare oluşturduk. Fotoğrafı duvara astığım gün, evimizde ilk kez matematik değişti: Kaybettiklerimizi saymak yerine, yan yana durabildiğimiz günleri saymaya başladık. Her yeni gün, kimsenin bizden alamayacağı küçük bir kazanımdı. Birlikte yemek yaptık; konuşmanın da susmanın da güvenli olduğunu anladık.Bahar geldiğinde Selim’in mezarına birlikte gittik. Sekiz çocuğumuz yanımdaydı. İnci notun aslını delil dosyasına teslim etmişti; bir kopyasını ise ayının yanına koymuştu. Mezarın başında, Selim’e çocukların eve döndüğünü söyledim. Rüzgâr ağaçların yapraklarını kıpırdattı. Bir cevap duymadım, bir mucize beklemedim. Yalnızca içimde uzun zamandır kapalı duran bir pencerenin açıldığını hissettim. Eve dönerken oğullarım kız kardeşlerine çocukluk oyunlarını anlattı. Kahkahaları otomobilin içine yayıldı. Geçmişi geri alamazdık. Fakat artık geleceğimizi bir yalan belirlemeyecekti. Evimizin kapısını açtım; bu kez hepimiz birlikte içeri girdik.