Çocuklarım büyümüştü. Ben onların büyüdüğü hiçbir sabahı görememiştim.
Bana anlatılanlar kolay değildi. Vahit, annelerinin de kazada öldüğünü söylemişti. Ellerindeki fotoğrafları almış, onları başka isimlerle yaşamaya zorlamıştı. Tarık’ın yardımıyla bazı kayıtlar değiştirilmişti. Kaçmaya çalıştıklarında kardeşlerini birbirinden ayırmakla tehdit etmişti. Doruk, yıllarca Aras ve Efe’yi korumaya çalışmıştı. Babalarının ise gerçekten öldüğünü söylediler. Selim, çocukları kulübede bıraktıktan sonra tehditleri bildirmek üzere yola çıkmıştı. Ölümünün koşulları ayrıca araştırılıyordu. Oğullarımın dönüşü, kocamın kaybını silmedi. Aynı kalpte hem sevinç hem yas bulunabileceğini o gün öğrendim.Kızlarla buluşmayı bir uzman eşliğinde gerçekleştirdik. İnci, ağabeylerinin karşısına oyuncak ayısıyla çıktı. Efe onu görünce ağlamaya başladı. “Bunu hâlâ saklıyor musun?” diye sordu. İnci ayıyı aralarına koydu. “Sizi o buldu,” dedi. Sonra beş kızım ve üç oğlum birbirlerine sarıldı. Evimiz bir anda eski evimiz olmadı. Yıllar kaybolmuştu; alışkanlıklar değişmiş, bazı korkular kök salmıştı. Birbirimize yaklaşmayı yeniden öğrenmemiz gerekiyordu. Bu yüzden soruların hepsini aynı akşam sormadık. Sofraya oturduk. Sessizce çorba içtik. Bazen iyileşmek, yalnızca aynı masada kalabilmekti.
Aylar boyunca görüşmeler, ifadeler ve uzman desteği devam etti. Tarık ile Vahit hakkındaki süreç yargıya taşındı. Bizim görevimiz hüküm vermek değil, bildiklerimizi dürüstçe anlatmaktı. Oğullarım eğitimlerini tamamlamak için programlara başladı. Doruk ilk kez kendi seçtiği bir işte çalıştı. Aras müzik derslerine döndü. Efe, İnci’nin bisikletini tamir etti. Küçük şeylerdi bunlar; fakat her biri çalınan hayatın geri alınmış bir parçasıydı.