Bana haber geldiğinde sofraya ekmek kesiyordum. Bıçağı bıraktım. Çocuklar otomobilde değildi. En azından bekçinin gördüğü anda değillerdi. Beş yıldır zihnimde taşıdığım son görüntü parçalanmıştı. İnci gözlerimin içine baktı. “Demek babam bizi korumaya çalışmış,” dedi. Onu yanıma oturttum. “Öyle görünüyor,” dedim. “Ama daha öğrenmemiz gereken çok şey var.” Umudu söndürmek istemiyordum. Yine de kızlarıma, eksik bir bilgiyi mutluluk gibi sunamazdım. Beril sessizce kardeşlerinin elini tuttu. Hepimiz, aynı odada başka başka ihtimallerle bekliyorduk.
Bir hafta sonra soruşturmacılar beni çağırdı. Tarık görevden uzaklaştırılmış, eski raporların hazırlanması incelenmeye başlanmıştı. Fakat asıl haber başka bir ilçeden gelmişti. Aynı gece sel sularından kurtarılan üç çocuk, kimlikleri belirlenemeden bir hastaneye götürülmüştü. Yanlarındaki kişi onların yakın akrabası olduğunu söylemiş, başka bir soyadı kullanmıştı. Belgelerdeki isimleri duyunca nefesim kesildi. Kocamın yıllardır görüşmediği ağabeyi Vahit’ti. Selim, onun yasa dışı işlerine tanık olmuş, tehdit edildiğini ailesinden gizlemişti. Notu, başına bir şey gelirse bulunabilecek bir işaret olarak saklamıştı.Vahit’in adresine gidildiğinde ev boştu. Fakat komşular, üç gencin yakındaki bir tamirhanede çalıştığını anlattı. Kimlik kayıtları, sağlık dosyaları ve eski fotoğraflar karşılaştırıldı. Bana hemen haber verilmedi; önce çocukların güvenliği sağlandı. Bekleyişin en uzun günü o gündü. Esen Hanım akşam aradığında sesi titriyordu. “Bir görüşme hazırlıyoruz,” dedi. Ne sorduğumu bile hatırlamıyorum. Telefonu kapattığımda dizlerim çözüldü. İnci beni yerde buldu. Korkuyla sarıldı. “Kötü bir şey mi oldu?” dedi. “Henüz bilmiyorum,” diye fısıldadım. “Ama bu kez bir kapı açılıyor.”
Ertesi sabah, bir sosyal hizmet uzmanının odasında bekledim. Kapı açıldığında önce uzun boylu bir delikanlı gördüm. Oğlum Doruk on altı yaşındayken kaybolmuştu; şimdi yirmi bir yaşındaydı. Yüzündeki çocukluk gitmiş, gözlerinin kenarında bildiğim ifade kalmıştı. Ardından Aras ve Efe geldi. Kimse koşmadı. Hepimiz, gerçek olamayacak kadar büyük bir anın içinde donmuştuk. Doruk, “Anne,” dedi. O tek kelimeyle aramızdaki beş yıl çözüldü. Sarıldığımda omuzlarının genişlediğini hissettim