İdil kapıyı kapatıp sürgüyü çekti. Ellerinin titrediğini gördüm.Bana doğruyu söyle,” dedim. “Sen benim annem misin?”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Evet. Ama bunun sana nasıl anlatıldığını bilmediğim için hep korktum.”
Duvara yaslandım. Her yaz tatilinde bana kurabiye hazırlayan, ateşlendiğimde başımda sabahlayan annemi düşündüm. Birden onun sevgisinin yalan olduğuna inanmayı reddettim.İdil de bunu anlamış gibiydi.
Büyüten annenin yerini almak için gelmedim,” dedi. “Sadece neden senden vazgeçmiş gibi göründüğümü bilmeni istiyorum.”
Yirmi iki yıl önce üniversite öğrencisiymiş. Ben doğduğumda tek başına yaşam mücadelesi veriyormuş. O dönem çalıştığı şirketin hesaplarında sahte ödemeler bulmuş. Belgeleri polise götürmeye hazırlanırken trafik kazası geçirmiş. Haftalarca hastanede kalmış.Uyandığımda bebeğimin öldüğünü söylediler,” dedi. “Tabut bile göstermediler. Ben yıllarca mezarı olmayan bir çocuğa ağladım.”
Peki benim bu aileye gelişim nasıl olmuştu?
İdil dosyayı açtı. İçeride koruyucu aile başvuruları, eski hastane kayıtları, birbirini tutmayan imzalar vardı.Annemle babam, o dönem çocuğu olmayan genç bir çiftmiş. Savaş, hastanedeki bağlantıları sayesinde beni onların yanına yerleştirmiş. Annemle babam, biyolojik annemin hayatını kaybettiğine inanmış. Daha sonra hukuki işlemleri tamamlamak için çabalamışlar; fakat Savaş belgeleri saklayarak hepsini kendisine bağımlı hâle getirmiş.
“Beni susturmak için mi?” diye sordum.