Ona baktım. Çocukluğumda düştüğümde elimi tutan adam hâlâ karşımdaydı. Ama bazı soruların cevabı bir sarılmayla bulunmuyordu. “Zamana ihtiyacım var,” dedim. “Fakat senden kaçmak istemiyorum.” Babam ilk kez rahatça nefes aldı.
İdil ise benden hiçbir şey talep etmedi. Her sabah kapısının önüne küçük bir saksı koyuyor, üzerine bitkinin adını yazıyordu. Bir gün “Bunları niye yapıyorsun?” diye sorduğumda, “Kaybolan zamanı geri getiremem,” dedi.Ama bundan sonrasını birlikte büyütebiliriz.” O saksılardan birini odamın penceresine koydum.
En zor konuşmayı bir akşam annemle mutfakta yaptım.
“Bana neden söylemedin?” diye sordum.
“Gerçeğin tamamını bilmiyorduk,” dediSeni kaybetmekten de korktuk. Sana anlatmamız gereken şeyi erteledikçe daha büyük bir yanlış yaptık.”
“Beni sevdiğine inanıyorum,” dedim. “Ama güvenimi yeniden kazanman gerekecek.”
Annem başını salladı. İlk kez birbirimizi korumak için değil, anlamak için konuşuyorduk.Yaz bitiminde üniversiteye dönmeden önce İdil'in kapısını çaldım. Elimde yıllardır dolapta duran eski gitarım vardı.
“Bir şey söylemiştin,” dedim. “Bazı şeyler yıllar geçtikçe daha da güzelleşir.”
İdil gülümsedi. Gözleri dolmuştu.
“Hatırlıyorum.”
“Belki birlikte öğreniriz. Ben yeniden gitar çalmayı, sen de beni tanımayı.”Belki birlikte öğreniriz. Ben yeniden gitar çalmayı, sen de beni tanımayı.”
O akşam üçümüz, İdil, annem ve ben, mutfak masasının etrafında oturduk. Kimse geçmişi yok saymadı. Kimse diğerinin yerini almaya çalışmadı. Babam da biraz sonra çayla geldi. İlk kez aynı masada hem acı hem umut vardı.Yıllarca ailemin yalnızca bana anlatılan hikâyeden ibaret olduğunu sanmıştım. O yaz öğrendim ki insanın kökleri bazen iki ayrı evde büyür. Gerçek, sevgiye rakip değildir; onu dürüstlükle sınar.
Ve ben artık karşı komşunun kapısını çalarken bir sırra değil, kaybolmuş yıllardan sonra kurulmaya başlayan yeni bir aileye gidiyordum.