Bir şey soracağım,” diye fısıldadı. “Annenle baban sana benim hakkımda hiç konuştu mu?”
Elimdeki çay bardağı bir anda ağırlaşmıştı. Az önce gülümseyen kadın şimdi kapıya bakıyor, sanki koridordan gelecek bir ayak sesini dinliyordu.Hayır,” dedim. “Neden konuşsunlar ki?”
“Demek hiç anlatmadılar.”
“Ne anlatmadılar?”
Cevap vermek yerine mutfağın çekmecesini açtı. İçinden sararmış bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta yirmili yaşlarında üç kişi vardı: annem, babam ve karşımdaki kadın. Üçü de bir sahil evinin önünde gülüyordu. Fotoğrafın arkasına mavi kalemle bir tarih yazılmıştı: 17 Ağustos 2004.Bu sensin,” dedim şaşkınlıkla. “Ama annemler seni nereden tanıyor?”
Kadın gözlerini yere indirdi.
“Benim adım İdil. Ve senin ailenle tanışmamız bu apartmandan çok önceye dayanıyor.”Fotoğrafa yeniden baktım. Annemin omzuna yaslanmış, kahkahalar atan genç kadını tanıyamıyordum. Evimizdeki albümlerin hiçbirinde onun yüzü yoktu.Öyleyse neden hiç söz etmediler?”
İdil tam konuşacakken telefonuna bir mesaj geldi. Ekrana baktığı anda yüzü bembeyaz kesildi. Telefonu masaya ters çevirdi ama mesajın ilk satırını görmüştüm: “Çocuk öğrendi mi?”
“Kim yazdı?” diye sordum.