Banyoya girdiğinde tavanı, köşeleri dikkatle inceledi. Ben kapının eşiğinde, kollarımı göğsümde kavuşturmuş vaziyette duruyordum.
Fakat onun bakışları tavandan çok, aynadaki yansımamıza kayıyordu. Göz göze geldiğimiz o an, aramızdaki görünmez ip gerildi. Nefes alışverişi derinleşmişti.
“Görünürde bir sızıntı yok,” dedim, sesimin bu kadar kırılgan çıkmasını istemezdim.Sinan yavaşça bana doğru döndü. Banyodaki sarı, loş ışık yüzünün hatlarını daha keskin, gölgelerini daha belirgin kılıyordu. Bir adım attı, sonra bir adım daha.
Aramızdaki mesafe artık bir nefes boyuna inmişti. Kalbimin göğüs kafesimi döven sesi kulaklarımda uğulduyordu; bu sadece korku ya da şaşkınlık değildi, tenimin derinliklerinde zonklayan, inkâr etmeye çalıştığım ama tüm benliğimi saran tehlikeli bir çekimdi.
“Biliyorum,” diye fısıldadı. Sesi öyle alçak ve boğuktu ki, kelimeler doğrudan ruhuma dokundu. “Sızıntı falan yok Leyla.”