Murat’ın erkek kardeşi tabağına bakıyordu. Kız kardeşi ise okunaksız bir ifadeyle Murat’ı izliyordu. Berrin ihtarnameyi bir kenara itti. Murat masanın öbür ucundan bana baktı. "Emel, hazır mı?" Cebimden küçük bir USB bellek çıkardım ve televizyona doğru yürüdüm. Onu girişe taktıktan sonra kumandayı aldım. "Burada oturup bana bu şekilde davranılmasına izin vermeyeceğim!" Berrin’in yemek odasındaki televizyon titreyerek açıldı; ekranı Lale’nin hastane koltuğunda, tedavinin ilk haftalarında üzerinden çıkarmayı reddettiği sarı hırkasıyla çekilmiş görüntüsü kapladı. Sekiz ay önce Lale’ye lösemi teşhisi konmuştu. Tedavi onu her yönden zorlamıştı ama kalbini en çok kıran şey saçlarını kaybetmek olmuştu. Lale saçlarını her zaman çok sevmişti;Arda’nınkiyle aynı tonda, altın sarısı ve upuzun... Onları her gün iki örgü yapardı. Lale’ye lösemi teşhisi konmuştu. Saçları tutam tutam dökülmeye başladığında, Lale yatağında oturup kendisi gibi kel olan en sevdiği bebeği Tonton’a sarılır ve o kadar sessiz ağlardı ki bu durum insanın canını daha çok yakardı. Masadakilerden biri hafifçe içini çekti. Sonraki klip göründü: Lale’nin kuzeniyle yaptığı bir görüntülü konuşma. "Sence saçım yok diye Elif halam yine de çiçekçi kız olmama izin verir mi?" "Zavallı yavrum..." Berrin’in arkadaşı elini kalbine götürdü. Saçlar tutam tutam dökülmeye başlamıştı. Son klipte Arda, Lale’nin hastane yatağında, kardeşinin bebeğini tutarken görülüyordu. Bebeğin pürüzsüz kafasına uzun uzun baktı. Sonra kız kardeşine döndü. Sadece beş yaşındakilerin sahip olabileceği o mutlak eminlikle, "Ağlama Lale," dedi.