Arda arka koltuktan ağlayarak indi. Avucunda altın rengi, küçük bir şey tutuyordu. Buklelerinden biri. Geri kalanı gitmişti. Yerinde ise kaba, engebeli bir asker tıraşı vardı. Avucunda altın rengi, küçük bir şey tutuyordu. Öylece durup ona bakakaldım. "Arda… yavrum… saçına ne oldu?" diye sorabildim sonunda. Şişmiş gözlerle bana baktı. "Babaannem kesti anne." Berrin, tamamen sakin bir ifadeyle arabadan indi. Sanki az önce bir sorunu tamir etmiş gibi ellerini birbirine sürterek, "İşte," dedi. "Şimdi gerçek bir erkeğe benzedi!" "Arda… yavrum… saçına ne oldu?" O garaj yolunda Berrin’e tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorumHatırladığım tek şey, arabasına binip gitmeden önce bana çok dramatik davrandığımı söylemesiydi. Sonra Arda’yı içeri aldım ve o küçük avucunda hâlâ o tek bukleli saçı tutarak omzumda ağlarken ona koltukta sarıldım. Murat iki saat sonra eve gelip oğlumuzun kafasını gördüğünde donup kaldı. Arda’nın önünde halının üzerine diz çöktü ve o engebeli kısımlara nazikçe dokundu. "Baba," diye ağladı Arda, "Babaannem saçımı neden kesti?" Murat ona sarıldı. "Şşşt, tamam aslanım. Ben buradayım." "Baba, babaannem saçımı neden kesti?" O gece çocuklar uyuduktan çok sonra, Murat’ı mutfak masasında dizüstü bilgisayarı açık, yanında da sarı bir not defteriyle buldum. Ne yaptığını sordum. "Hazırlanıyorum,