Yayladaki… taş ev…”
Sonra yine sustu.
Öğlene doğru kapı sertçe açıldı. İçeri giren Doktor Şakir’di. Ardında iki kasabalı bulunuyordu. Şakir, masadaki hastayı görünce öfkeyle bağırdı.
“Sen kimsin de benim attığım dikişleri sökersin? Bu adam ölürse hesabını sen vereceksin!”
Nadire ayağa kalktı.
“Böyle bir yarayı neden kapattın?”Doktorluk öğretecek değilsin bana!”
Şakir’in bakışı tezgâhtaki metal tüpe takıldı. Bir anlığına sustu. Nadire o kısa sessizliği kaçırmadı.
“Bunu tanıyorsun,” dedi.
Doktorun yüzündeki öfke yerini telaşa bıraktı.
“Saçmalama. Onu sen koymuşsundur. Kasabanın gözünde değer kazanmak için neler yapacağın belli olmaz.”
Yıllardır Nadire’nin kilosuyla, yalnızlığıyla ve evindeki bitkilerle alay edenler olmuştu. Eskiden böyle sözlere içerlerdi. Şimdi karşısında canı için mücadele eden bir adam varken bunlar önemsizdi.
“İçindeki şeyi henüz açmadık,”yuvarlandı. İlyas tüpü alıp cebine sakladı.