Ertesi hafta iş yerinde çocuk kitaplarını raflara dizerken öğrencilerimden biri yanıma geldi. Küçük bir erkek çocuğuydu. Elindeki kitabın kapağında yuvasından uçmaya hazırlanan bir kuş vardı.
“Öğretmenim, annesi onu bırakırsa kuş üzülmez mi?” diye sordu.
“Belki biraz üzülür,” dedim, “ama bazen uçmayı öğrenmesi için uzaklaşması gerekir.”
Çocuk bir süre düşündü. “Yine de annesi onu sevmeye devam eder, değil mi?”
“Eder,” dedim. “Sevgi bazen uzaktan da devam eder.”
O gün eve gidince yıllardır tuttuğum küçük defteri buldum. Oytun’un ilk kelimelerini, okul başarılarını, komik sözlerini yazdığım sayfalarla doluydu. Son sayfalarda ise başka bir defter gibi olmuştu: verilmiş paralar, ertelenmiş borçlar, tutulmamış sözler… Bir annenin hatıra defteri yavaş yavaş borç defterine dönüşmüştü. Yeni bir sayfa açıp sadece şunu yazdım: “Bugün kendi evimde korkmadan uyumayı seçtim.”
Sonraki haftalar kolay geçmedi. Oytun defalarca aradı. Önce öfkelendi, ardından ağladı, sonra para istedi. Her aramada aynı cevabı verdim: “İhtiyacın olan desteği bulmana yardım ederim ama sana para göndermeyeceğim. Şiddeti de görmezden gelmeyeceğim.”
Bir süre sonra düzenli psikolojik destek almaya başladığını öğrendim. Geçici bir depoda işe girmişti. Turgay da onunla ilişkisinde ilk kez net sınırlar koymuştu. İkimiz yeniden evlenmedik, yakın arkadaş da olmadık. Ama çocuğumuzun yalanları yüzünden birbirimizden uzak durmayı bıraktık.
Dört ay sonra kapıma bir mektup geldi. Oytun kendi el yazısıyla yazmıştı.
“Anne, sen beni para vermediğin için değil, bana hayır dediğinde seni cezalandırabileceğimi sandığım için kaybettim. Bunu artık anlıyorum. Yaptığımı değiştiremem. Özür dilemem de onu silmez. Senden eve dönmeyi istemiyorum. Sadece bir gün bana bakarken korkmamanı istiyorum.”