Kalbim sıkıştı ama yerimden ayrılmadım.
“Bunu değiştirebilirsin,” dedim. “Fakat önce yaptığını kabul etmelisin.”
Oytun başını kaldırdı. Gözleri doluydu. “Dün gece… Sana vurduğumda kendimden korktum.”
“Peki neden suçu bana attın?”
“Çünkü kabul edersem nasıl birine dönüştüğümü görmek zorunda kalacaktım.”
İlk kez bir bahanenin arkasına saklanmadan konuşuyordu. Yine de bir cümleyle güvenimin geri gelmeyeceğini biliyordum.
“Benden hemen affetmemi bekleme,” dedim.
Başını öne eğdi.
Turgay o sabah onu kendi aracıyla götürdü. Gitmeden önce Oytun koridorda durup çocukluk fotoğrafına baktı. Fotoğrafta yedi yaşındaydı; elinde iyileştirdiğimiz küçük bir serçe tutuyordu.
“Anne,” dedi, “o kuşu hatırlıyor musun?”
“Hatırlıyorum.”
“Uçabildiğinde neden ağlamıştım?”
“Çünkü gitmesini istemiyordun.”
“Sen de bana bırakmayı öğrenmem gerektiğini söylemiştin.”
Boğazım düğümlendi. “Öyle söylemiştim.”
“Galiba ikimiz de unuttuk.”Kapı kapandıktan sonra dizlerimin bağı çözüldü. Sandalyeye oturup uzun süre ağladım. O gün ağladığım için zayıf değildim. Dün gece susmuş olmam da güçlü olduğum anlamına gelmiyordu. Sadece artık korkumu inkâr etmiyordum.
Öğleden sonra hastaneye gidip darp edildiğimi anlattım ve muayene oldum. Ardından karakola başvurarak yaşananları bildirdim. Gece telefon ettiğim Turgay’ın da bildiklerini açıklamasını istedim. Ne olacağına yasaların karar vermesi gerekiyordu; anneliğimin değil.
Eve döndüğümde kapı kilidini değiştirmek için çilingir çağırdım. Sonra mutfakta devrilen sandalyeyi düzelttim. Masayı silerken, kahvaltı hazırlığı sırasında koyduğum ses kayıt cihazı gözüme ilişti. Onu açmamıştım bile. Aslında konuşmanın gizlice kaydedilmesini değil, gerektiğinde kendi hatırladıklarıma tutunabilmeyi istemiştim. Cihazı çekmeceye kaldırdım. Elimde zaten muayene belgesi, mesajlar ve yaşananları bilen insanlar vardı.
Necla akşam yanıma geldiğinde iki tabak çorba ısıttı. “Keşke daha önce anlatsaydın,” dedi.
“Anlatınca herkes onun kötü bir insan olduğunu düşünür sanıyordum.”
“Jale, birinin yaptığı kötülüğü söylemek, o insanı sonsuza kadar kötü ilan etmek değildir.”
Bu sözleri uzun süre düşündüm. Oğlumun iyileşmesini istemekle kendimi korumak arasında seçim yapmak zorunda değildim. İkisini de yapabilirdim. Ama aynı evde, aynı korkuyla yaşamaya devam ederek değil