Beni sokağa mı atıyorsun?” diye fısıldadı.
İçimde bir şey kırıldı. Karşımda hâlâ bir zamanlar yaralı kuşları eve taşıyan çocuk duruyordu. Ama artık o çocuğa duyduğum sevgiyle yetişkin bir adamın davranışlarını birbirine karıştıramazdım.
“Bugün burada kalmanı istemiyorum. Baban seninle geçici bir konaklama çözümünü konuşmaya hazır. Ama bunun da kuralları var.”
Turgay başını salladı. “Kısa süreliğine bir oda ayarlayabilirim. Bir iş danışmanıyla görüşmene de yardım ederim. Fakat eline nakit para vermeyeceğim.”
Oytun acı acı güldü. “Demek bir araya gelip beni evden kovmaya karar verdiniz.”
“Bir araya gelip sana daha fazla zarar vermemeye karar verdik,” dedim.
“Bana mı?”Evet. Seni her kurtardığımızda sonuçlarına katlanmaktan biraz daha uzaklaştırdık.”
Oğlum masayı itti. Çay bardağı devrildi, beyaz örtünün üzerine koyu bir leke yayıldı. Turgay hemen bana doğru yürüdü. Ben ise geri çekilip kapıya yaklaştım.
“Oytun,” dedim, “şimdi dur.”
Kendisine baktığımı fark edince yumruğunu sıktı. O an yeniden vurabileceğini düşündüm. Telefonumu cebimden çıkardım.
“Bir adım daha atarsan polisi arayacağım.”
Bu sözleri daha önce hiç böyle kararlı söylememiştim.
Uzun birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. Sonunda yumruğunu gevşetti. Sandalyeye çöktü, yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Ben böyle olmak istemedim,” dedi kısık bir sesle.