Normalde böyle bir şeye cesaret edemezdim.
Ama birkaç saat önce hayatımın geri kalanını geçireceğim söylenen adam, düğün gecemizde bana yasaklı bir kapıdan söz etmişti.
Saat gece yarısını geçtiğinde gelinliklerimizi çıkarıp sade elbiseler giydik.
Koridor sessizdi.
Elimizde kandille merdivenlerden indik.
Kuzey taraftaki taş yapı konağa küçük bir geçitle bağlıydı.
Kapısına geldiğimizde büyük anahtarın elimde ağırlaştığını hissettim.
Kilidi açtım.
İçerisi karanlıktı.
Suna kandili kaldırdı.
Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.
Onlarca kadın fotoğrafı.
Bazıları gençti.
Bazıları yaşlı.
Bazıları çocuklarını kucaklıyordu.
Suna’nın nefesi kesildi.
“Bunlar kim?”
Odanın ortasında büyük bir masa vardı.
Üzerinde dosyalar duruyordu.
Birini açtım.
Borç kayıtları.
Toprak tapuları.
Kadınların isimleri.
Sonra kendi adımı gördüm.
Nare Karaman.
Altında babamın borcu yazıyordu.
Fakat borcun karşısında büyük harflerle tek kelime vardı:
SİLİNDİ.