Bakışları yine o garip sıcaklıkla üzerimde durdu.
“Kalmanız benim kararım olmayacak.”
O gece ilk kez ondan korkmadım.
Aramızdaki mesafe hâlâ vardı ama başka bir şeye dönüşmüştü.
Meraka.
Belki biraz çekime.
Belki de ilk kez kendi kararımızı verebilmenin verdiği cesarete.
Ertesi sabah Suna şehirde öğretmenlik yapmak istediğini söyledi.
Kadir ona bir ev kiraladı ve eğitimine devam etmesi için gereken parayı verdi.
Ben ise gitmedim.
Hemen onun karısı gibi yaşamaya da başlamadım.
Altı ay boyunca konağın ayrı bir odasında kaldım.
Kadir bana hiçbir zaman dokunmadı.
Ta ki bir sonbahar akşamı avluda yalnız otururken yanına benim gitmeme kadar.
Elimi masanın üzerinde onun elinin yanına koydum.
“Şimdi,” dedim, “kararı ben veriyorum.”
Kadir bana baktı.
Bu kez yüzünde ağa olarak taşıdığı o sert ifade yoktu.
Yalnızca bir adam vardı.
Parmakları yavaşça benimkilerin arasına girdi.
Ve düğün gecemizde başlaması gerektiğini sandığımız hikâye, aslında o gece başladı.
Çünkü yıllar sonra anladım ki insanı birine bağlayan şey verilen sözler, düğünler ya da kapıya vurulan kilitler değildi.
Gerçek bağ, önüne açık bir kapı konulduğu hâlde kendi isteğinle içeride kalmayı seçebilmekti.