Peki burası?” “Bir yıl önce anonim bir bağışçı bu depoyu ücretsiz kullanmamıza izin verdi.” Ayağa kalkıp duvardaki fotoğraflara yaklaştım. Her şey yavaş yavaş anlam kazanıyordu. Ama hâlâ cevaplanmamış bir şey vardı. “Telefonunu neden kapattın?” Şimal’in yüzü değişti. İşte asıl mesele buydu. “Şimal?” Başını eğdi. “Çünkü son iki haftadır biri beni arıyor.” İçimdeki rahatlama bir anda yok oldu. “Kim?” “Bilmiyorum.” “Ne demek bilmiyorsun?” “Numaralar sürekli değişiyor.” Ayağa fırladım. “Ve bunu bana söylemedin mi?” “Başta saçma telefonlar sandım.” “Ne söylüyorlar?” Şimal bir an sustu. Sonra neredeyse fısıltıyla konuştu. “Bu işi bırakmamı.” Odaya uzun bir sessizlik çöktü. “Niye?” “Bilmiyorum.” “Polise gittin mi?” “Hayır.” “Şimal!” “Çünkü çocukların bilgileri burada. Bazı aileler kimliklerinin gizli tutulmasını istedi. Korktum.” Tam o sırada dışarıdan metal bir ses geldi. İkimiz de sustuk. Arka kapı hareket etmişti. Şimal bana baktı. Ben kapıya baktım. Bir gölge kapının önünden geçti. Telefonumu cebimden çıkardım. “Polisi arıyorum.” Şimal kolumu tuttu. “Bekle.” “Hayır.” Kapının arkasından bir erkek sesi geldi. “Şimal Hanım?” Tanımadığımız bir sesti. Şimal’in yüzü bembeyaz oldu. Adam içeri girdiğinde ellili yaşlarında, sade giyimli biriydi. Elinde büyük bir koli vardı. Beni görünce durdu. “Sanırım yanlış zamanda geldim.” “Sen kimsin?” dedim. Adam koliyi yere bıraktı. “Ben Fikret Karaca.” Şimal’in şaşkınlığı benimkinden büyüktü. “Fikret Bey?” Adam başını salladı.