Şimal o gün eve geldiğinde mutfak masasının başında oturmuş, neredeyse ağlayarak, “Bazı çocukların hastalıktan çok yalnızlıkla mücadele ettiğini görmek insanın içini parçalıyor,” demişti. Şimdi Yaren’in fotoğrafı duvarın tam ortasındaydı. Yanında başka çocuklar da vardı. Altlarında tarihler, ilaç isimleri, adresler ve bazı telefon numaraları yazılıydı. Ben kapının önünde nefesimi tutmuş bakarken Şimal masadaki küçük bir kutuyu açtı. Kutudan pembe bir oyuncak tavşan çıkardı. Tavşanın kulağını dikmeye başladı. İşte o an ağzımdan istemsizce tek kelime çıktı. “Şimal?” Elindeki iğne yere düştü. Başını hızla çevirdi. Yüzündeki ifade hayatım boyunca unutamayacağım türdendi. Önce korktu. Ardından suçüstü yakalanmış biri gibi gözlerini kapattı. “Sen burada ne yapıyorsun?” diye fısıldadı. “Ben mi?” Sesim düşündüğümden daha sert çıktı. “Dört saattir yoksun. Telefonun kapalı. Hastane eve gittiğini söylüyor. Polis bile aradım. Buraya kadar seni bulmaya geldim. Asıl sen burada ne yapıyorsun?” Şimal birkaç saniye konuşmadı
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.