Sesindeki yorgunluk öfkemi biraz olsun kırdı. Sonunda karşısındaki sandalyeye oturdum. Şimal ellerini birbirine kenetledi. “Üç yıl önce hastanede Arda adında altı yaşında bir çocuk vardı.” Bu ismi hiç duymamıştım. “Kanser tedavisi görüyordu. Annesi gece temizlik işine gidiyordu. Babası yoktu. Çocuk haftalarca hastanede kaldı. Doğum gününde kimse gelemedi.” Şimal yutkundu. “Ben de ona küçük bir oyuncak araba aldım.” Masadaki oyuncaklara baktım. “Sonra?” “Arda hayatını kaybetti.” Odanın sesi bir anda değişmiş gibiydi. Şimal devam etti. “Annesi cenazeden birkaç hafta sonra hastaneye geldi. Bana sarıldı ve ‘Oğlumun son doğum gününde yalnız olmadığını bilmek hayatım boyunca unutmayacağım tek güzel şey,’ dedi.” Şimal’in gözleri dolmuştu. “O gün bir şey yapmaya karar verdim.” Duvarı gösterdi. “Önce tek başıma başladım. Hastanede ailesi gelemeyen çocukların doğum günlerini öğreniyordum. Küçük hediyeler hazırlıyordum. Sonra birkaç hemşire daha katıldı. Ardından doktorlar. Sonra eski hasta yakınları.”