Saate baktım. Gece yarısını geçmişti.
“Birazdan çıkarım,” dedim.
Annemin sesi sertleşti.
“Çıkmadan önce onunla konuşman gereken bir şey var. Ama telefonda anlatamam.”
Hat kapandı.
Tülay yüzümdeki değişimi fark etmişti.
“Ne söyledi?” diye sordu.
“Seninle konuşmam gereken bir şey olduğunu.”Rengi soldu. Gözlerini bilgisayara çevirdi, ardından filmi durdurdu.
“Demek artık saklanamayacak,” dedi.
İçime kötü bir his çöktü.
“Neyi saklıyorsun?”
Tülay ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Dışarıda yağmur başlamıştı. Camın üzerinde birbirini kovalayan damlalara uzun süre baktı.
“Bu eve neden taşındığımı biliyor musun?”Galerideki yeni işin yüzünden.”
“Öyle söyledim. Ama tek sebep o değil.”
Bana döndüğünde gözleri dolmuştu.
“On sekiz yıllık evliliğim bitti. Boşandığım adam, ayrıldıktan sonra bile hayatımı yönetmeye çalıştı. Hangi şehirde yaşayacağımı, kiminle görüşeceğimi, ne kadar mutlu olmama izin verileceğini bile belirlemek istedi.”
Boğazımdaki düğümü yutkundum.
“Annem biliyor mu?”
“Bir kısmını. Daha fazlasını öğrenmesini istemedim.”
Tam cevap verecektim ki kapı zili çaldı. Tülay'ın yüzündeki korkuyu görünce ayağa kalktım.
“Bu saatte kim gelir?Bilmiyorum,” dedi, ama sesinden bildiğini anlamıştım.
Kapının yanındaki ekranda kırklı yaşlarının sonlarında, siyah montlu bir adam görünüyordu. Sürekli zile basıyordu.
“Tülay! Aç kapıyı. İçeride olduğunu biliyorum!”
Tülay fısıldadı:
“Eski eşim, Levent.”