G-892JKVGF0C

Film Sırasında Bana Yaklaştı… Ve beni s.... İstedi ayrıntılar

Artık hayatımın başrolünü ona bırakmayacağım,” dedi.

O gece ilk kez birbirimize sarıldık. Bu bir söz verme töreni değildi. Yalnızca ikimizin de acele etmeden, korkmadan durabildiği bir andı.

Sonraki haftalar kolay geçmedi. Levent'in gönderdiği mesajlar, resmi görüşmeler ve galerideki dedikodular Tülay'ı yordu. Ben yanındaydım ama kararları onun yerine vermedim. Bir süre görüşmediğimiz günler bile oldu. O günlerde birbirimize duyduğumuz şeyin yalnızca o film gecesine ait olup olmadığını düşündük.Bir akşam galerinin yeni sergisinin açılışına gittim. Tülay kalabalığın içinde ziyaretçilerle konuşuyor, tabloların hikâyelerini anlatıyordu. Onu ilk kez sadece annemin arkadaşı ya da taşınırken yardım ettiğim kadın olarak değil, kendi dünyasını emekle kurmuş biri olarak izledim. Sıramı bekledim. Yanına geldiğimde gülerek elimi sıktı.

“Hoş geldiniz efendim. Resimlerle ilgilenir misiniz?”

“Özellikle yamuk asılmış olanlarla,” dedim.

İkimiz de güldük. Sonra ciddi bir sesle ekledi:

“Bugün kendi işimi kendi adıma yaptım. Kimseye hesap vermeden. Bunun benim için ne anlama geldiğini biliyor musun?”

“Az çok tahmin ediyorum.”

“Bundan sonra yanımda olacak insanın bana güvenmesini istiyorum. Benim yerime savaşmasını değil, bazen geri çekilip kendi sesimi duymama izin vermesini.”

“Bunu öğreniyorum,” dedim.

O gece sergi kapandıktan sonra birlikte sokakta yürüdük. İlk kez aramızda gizli bir sır taşıyormuşuz gibi hissetmedim. Yine de kimseye kendimizi açıklama telaşına girmedik. Bir ilişkide her şeyin hemen adlandırılması gerekmediğini, bazen güvenin sessizce büyüdüğünü anladık.

Bir pazar sabahı annem beni aradı.

“Tülay'ı çaya çağırdım,” dedi. “Sen de gel.”Sofraya oturduğumuzda hepimiz gergindik. Annem önce havadan sudan konuştu. Sonra Tülay'ın gözlerine bakarak iç geçirdi.

“Seni kaybetmekten korktum,” dedi. “Oğlumu da. O yüzden ikinizi dinlemek yerine hemen hüküm verdim.”

Tülay elini uzatıp anneminkinin üzerine koydu.

“Ben de dostluğumuz bozulacak diye senden kaçtım.”

Annem başını salladı.

“Benden izin istemeniz gerekmiyor. Ama birbirinize karşı dürüst olmanızı istiyorum. Bir de sakın korktuğunuz için birlikte olmayın.”

O cümleyi hiç unutmadım.

Aylar sonra Tülay'ın evine yeniden gittim. Bu kez koliler yoktu. Duvarlarda tablolar asılıydı. Köşesi çatlak orta masa hâlâ salondaydı. Levent'in baskısıyla ilgili hukuki süreç devam ediyordu ama artık Tülay'ın hayatını onun tehditleri belirlemiyordu.

Çaylarımızı aldık. Aynı filmi açtık. Aynı kanepeye oturduk.

Tülay gülümseyerek sordu:

“Bu kez ne kadar kalacaksın?”

“İki saat diye söz veremem.”

Başını omzuma yasladı.

“Peki, şimdi aklından geçeni söylemeye cesaretin var mı?”

Elini tuttum.

“Var. Seni seviyorum. Geçmişte bana gösterdiğin iyilikler için değil, seni kurtarmak için değil. Bugün olduğun insanı tanıdığım ve yarın da tanımak istediğim için.”

Gözlerinde yaşlarla gülümsedi.

“Ben de seni seviyorum,” dedi.

O gece filmin sonunu nihayet izledik. Ama benim için en güzel sahne ekranda değildi. Birbirimizin hayatına korkudan ya da minnetten değil, özgür irademizle yer açmış olmamızdı.

Bazen insan bir eve birkaç koli taşımaya gider. Ve hiç beklemediği bir anda, kalbinde yıllardır boş duran bir yere ait olduğunu keşfeder.
Reklamlar