Bir hafta izin aldım. Bu süre boyunca kira hesabı yaptım, birikimime baktım, başka iş başvuruları hazırladım. Her şey bir günde düzelmedi. Geceleri telefon çaldığında irkiliyor, otelin koridorunu hatırlıyordum. İrem’le konuşmak ve gerekli desteği almak, yaşadıklarımı tek başıma taşımamamı sağladı.
Zerrin bir gün mesaj gönderdi. O gece susmayıp yanıma geldiği için kendisine teşekkür ettim. O da hazırladığı törenin böyle bir baskının parçası olduğunu bilmediğini söyledi. Birbirimizin hayatına yalnızca birkaç dakika dokunmuştuk. Yine de o birkaç dakika, odadan yalnız çıkmamamı sağlamıştı.Bülent Bey daha sonra beni yeniden ikna etmeye çalışmadı. Şirketteki yetkileri değişti. Fakat ben bir süre sonra başka bir iş teklifini kabul ettim. Bu, korkudan kaçmak gibi gelmedi. Kendi emeğimin değer gördüğü, sınırların açık konuşulduğu bir yere geçmek istiyordum. Ayrılırken yaptığım işleri düzgünce devrettim; altı yıllık başarımı o gecenin gölgesine bırakmadım.
Yeni işyerimin ilk gününde yöneticim çalışma saatlerini ve acil durumlarda nasıl iletişim kurulacağını anlattı. Küçük görünen bu açıklamalar beni rahatlatıyordu. Birinin nazik görünmesi kadar, kuralların herkes için açık olması da önemliydi. Kendimi güvende hissetmek, artık benim için lüks değil, çalışma hayatının temel parçasıydı.Aylar sonra bir iş daveti için aynı otelin lobisine girdim. Bu kez gündüzdü, yanımda çalışma arkadaşlarım vardı. Camdan bahçedeki ışığa baktım. Eski koridora çıkmadım. Zaten o kapıya dönüp kendimi sınamam gerekmiyordu. Geçmişte korkmuş olmam, bugün verdiğim kararların gücünü azaltmıyordu.
Yeni iş başvurularımı hazırlarken eski projelerime yeniden baktım. Zamanında yetiştirdiğim raporlar, çözdüğüm sorunlar, yönettiğim toplantılar dosyalarda duruyordu. Kendimi bir gecede korkmuş bir insan olarak hatırlamak çok kolaydı. Oysa altı yıldır işini iyi yapan biri olduğumu da görmem gerekiyordu. Özgeçmişimi yazmak, kendi geçmişimi yeniden benim adıma okumak gibi oldu.