Ayrılırken masamın çekmecesindeki eşyaları topladım. İlk işe başladığım gün aldığım küçük not defteri hâlâ oradaydı. İçinde öğrenmek istediğim programları, yapmak istediğim projeleri yazmıştım. O sayfalara bakınca kendime kızmak yerine şefkat duydum. Altı yıl önceki Selen büyük umutlarla gelmişti. Şimdi o umudu tamamen kaybetmeden başka bir yere götürebilirdim.
Yeni işyerinde ilk zor toplantıya girdiğimde sesimin yeniden rahatça çıktığını fark ettim. Fikrimi söyledim, bir soruya cevap veremediysem araştıracağımı belirttim. Kimse bunu kişisel bir zayıflık gibi kullanmadı. Küçük, sıradan bir çalışma anıydı. Ama güven duygusunun çoğu zaman böyle sıradan anlarla kurulduğunu o gün daha iyi anladım.Zerrin’le bir kahve içtiğimizde o geceyi uzun uzun konuşmadık. İşlerinden, ailesinden, yeni planlarından söz ettik. Tanışmamızın nedeni zor bir olaydı, fakat birbirimizi yalnızca o olayın içinde görmek zorunda değildik. Hayatın başka tarafları da vardı. Bana verdiği destek için duyduğum minnettarlığı, birlikte kurduğumuz sakin bir konuşmanın içinde taşıdım.
Telefonumun sesini bir süre geceleri kapattım. Sonra kendimi hazır hissettiğimde yeniden açtım. Bunu büyük bir zafer gibi görmedim. İnsanların toparlanma ritmi farklıydı. Ben de kendi hızımla ilerliyordum. İyi bir günün ardından kötü bir gece yaşasam bile, bütün yolun silindiğini düşünmemeye çalıştım. Kendime tanıdığım bu sabır, yeni hayatımın en sağlam parçalarından biri oldu. Artık bir talep geldiğinde önce ne istendiğini açıkça soruyordum. Emeğimi korumak için kendi sınırlarımı bilmek, işimi iyi yapmamın önünde değil, yanında duruyordu.
O akşam eve döndüğümde telefonumu masaya koydum. Bir bildirim geldi. Yeni işimde tamamladığım projenin onaylandığını yazıyorlardı. Gülümsedim. Bu kez benden beklenen, yalnızca yeteneğim ve emeğimdi. Beyaz bir elbisenin, bir yüzüğün ya da patronumun sakladığı yalanın içine yerleşmem gerekmiyordu. Kapı kolunu bırakmadan söylediğim o hayır, hayatımda bana ait yeni bir kapıyı güvenle açmıştı.