yıl önce, gençlik yıllarında Trabzon’da yaşamıştı. Tarık’ın babası Kemal, onun ilk ve en büyük aşkıydı. Yanlış anlamalar ve gurur yüzünden yolları ayrılmış, her ikisi de farklı şehirlerde yeni hayatlar kurmuştu.
Rüya yıllar sonra babam Murat ile evlenmişti. Ben Tarık ile nişanlandığımda, Tarık’ın soyadından ve masasındaki fotoğraftan onun ilk aşkının oğlu olduğunu anlamıştı. Yıllardır bizden uzak durmasının, aile yemeklerine katılmamasının sebebi nefret değil; Tarık’ı her gördüğünde eski yarasının kanaması ve yakalanma korkusuydu.
İki yıl önce Kemal vefat ettiğinde, Rüya ne cenazeye gidebilmiş ne de açıkça yas tutabilmişti. Evde babamın yanında hiçbir şey yokmuş gibi davranmak zorunda kalmıştı. Geçen ay, onun ölüm yıldönümünde, hiç kimsenin göremeyeceği bir yerine bu dövmeyi yaptırarak onun anısını saklamak istemişti. Havuzda bandajın açılacağını ve küçük bir çocuğun bunu fark edeceğini hiç hesaba katmamıştı.Bahçede derin bir sessizlik hakim oldu. Yıllardır bize karşı sergilediği o soğuk tavırların arkasında meğer yılların acısı ve korkusu yatıyordu.
Tarık elimi tuttu ve sakince konuştu: “Bugün Pelin’in doğum günü. Geçmişin hayaletleri yüzünden ailemizi ve babam Murat’ı bugün yakmayacağız. Ancak Rüya, artık bizden kaçmak, aile toplantılarına gelmemek yok. Bu mesafeli oyun bugün burada bitti.”
Rüya gözyaşları içinde başını salladı ve elimizi sıktı. “Çok teşekkür ederim… Gerçekten çok özür dilerim.”
Rüya üzerini değiştirmek için eve geçerken, Pelin’i kucağıma aldım ve burnundan öptüm. Pelin gözlerini ovuşturup gülümsedi: “Anneciğim, artık çikolatalı dondurmamı yiyebilir miyim?”
Gülümseyerek kızımı kucağımda salladım: “Evet tatlım, istediğin kadar dondurma yiyebilirsin.