Kelimeleri eksilerek değil…
Bir anda sustu.
Küçük siyah takım elbisesiyle mezarın başında elimi sımsıkı tuttu.
Ve o günden sonra tek kelime bile etmedi.
Doktorlar buna ağır travmaya bağlı seçici konuşmazlık teşhisi koydu.
Onu yeniden hayata döndürmek için elimden gelen her şeyi yaptım.
Psikologlara götürdüm.
Resim kurslarına yazdırdım.
Müzikle ilgilenmesini sağladım.
Melis’in en sevdiği çizgi film karakterinin adını verdiğimiz bir köpek bile sahiplendik.
Her gece yatağının kenarında kitap okudum.
O ise çoğu zaman tavana bakarak sessizce dinledi.Konuşmasa da beni anladığını biliyordum.
Başını sallıyor, küçük notlar yazıyor ve bakışlarıyla her şeyi anlatıyordu.
Yıllar hızla geçti.Mert on üç yaşına bastı.
Boyu uzamış, sessizliği ise artık evin bir parçası olmuştu.
Öğretmenleri onun son derece dikkatli ve başarılı bir öğrenci olduğunu söylüyordu.
Tek farkı…
Hâlâ hiç konuşmamasıydı.
Her yıl Melis’in vefat yıldönümünde evimizde küçük bir aile yemeği düzenliyordum.Şöminenin üzerinde Melis’in gülümseyen fotoğrafı dururdu.
Masaya en sevdiği beyaz papatyaları koyardım.
Onu seven herkes aynı sofrada buluşurdu.
Bu yıl da öyle oldu.
Eşim yine geldi.
Her zamanki gibi masanın en ucuna oturdu.Bir kez bile Mert’in gözlerinin içine bakmadı.
Tatlı servis edilmeden ayrılmaya hazırlanıyordu.
Ama o akşam farklı bir şey vardı.
Mert, babasını içeri girdiği ilk andan beri dikkatle izliyordu.
Yemek sessizlik içinde devam ederken bir anda elindeki çatalı masaya bıraktı.