*İkiz Kız Kardeşinin Cenazesinden Sonra Sekiz Yıl Boyunca Hiç Konuşmadı... Vefat Yıldönümünde Söylediği İlk Cümle Herkesi Donup Bıraktı.*
*Mert* ve *Melis*, dünyaya yalnızca on bir dakika arayla geldiler.
İlk doğan Mert'ti.
İkinci doğan ise Melis'ti. Hemşirelerin anlattığına göre daha gözlerini bile açmadan minicik elini uzatmıştı; sanki önce ağabeyini değil, ikizini arıyordu.
İlk beş yıl boyunca birbirlerinden hiç ayrılmadılar.
İkizlerin anlayabileceği şekilde birbirlerinin cümlelerini tamamlıyor, aynı odada uyuduklarında daha huzurlu oluyor, geri kalanımızın asla tam olarak çözemediği bakışmalarla uzun uzun konuşuyorlardı.
Sonra bir gün eşim onları göl kenarına götürdü.
Eve yalnızca Mert döndü.
Eşim bana Melis'in ayağının kaydığını, akıntının onu sürüklediğini anlattı. Dakikalarca yüzdüğünü ama ona yetişemediğini söyledi.
Melis'in cansız bedenine hiçbir zaman ulaşılamadı.
Polis bunun trajik bir kaza olduğuna karar verdi.
Mert, Melis'in cenazesinin yapıldığı gün konuşmayı bıraktı.
Yavaş yavaş değil.
Kelimeleri giderek azalarak değil.
Bir anda sustu.
Küçük siyah takım elbisesiyle mezarının başında elimi tutuyordu.
Ve o günden sonra...
Hiçbir şey.
Doktorların buna verdiği bir isim vardı.
Şiddetli yas travmasının tetiklediği seçici konuşmazlık.
Her şeyi denedim.
Terapi.
Resim.
Müzik.
Melis'in en sevdiği çizgi film karakterinin adını verdiğimiz bir köpek.
Tavana bakıp sessizce yatarken bile her gece ona kitap okudum.
Benimle başını sallayarak ve işaretlerle iletişim kuruyordu.
Sekiz yıl geçti.
Mert mart ayında on üç yaşına bastı.
Artık uzamıştı.
Sessizliği ise odayı boşaltan değil, dolduran türdendi.
Öğretmenleri onun şimdiye kadar gördükleri en dikkatli öğrenci olduğunu söylüyordu.
Tek bir şey dışında...
Hiç konuşmuyordu.
Her yıl Melis'in vefat yıldönümünde evimizde küçük bir aile buluşması düzenlerim.
Şöminenin üzerinde onun fotoğrafı durur.
Masada en sevdiği çiçekler olur.
Onu seven herkes bir araya gelir.
Bu yıl da eşim geldi.
Her zaman gelir.
Masanın en uzak ucuna oturur.
Bir kez bile Mert'in gözlerinin içine bakmaz.
Tatlı servis edilmeden önce de sessizce ayrılır.
Mert ise eve girdiği ilk andan itibaren onu izliyordu.
Yemeğin tam ortasındaydık.
Yasın etrafında dikkatle dolaşan insanların oluşturduğu o kendine özgü sessizlik hâkimdi.
Tam o sırada Mert elindeki çatalı yavaşça masaya bıraktı.
Başını kaldırdı.
Önce bana baktı.
Sonra anneannesine ve dedesine.
En sonunda gözlerini babasına çevirdi.
Parmağıyla onu işaret etti.
Ve ağzını açtı.
Sekiz yıl sonra oğlumun söylediği ilk söz, o masadaki herkesi olduğu yerde donup bıraktı.
*Hikâyenin devamı ilk yorumda... ⬇️*