G-892JKVGF0C

İKİZ KARDEŞİM İÇİN TAŞIYICI

İKİZ KARDEŞİM İÇİN TAŞIYICI ANNE OLMAYI KABUL ETTİM — AMA KIZI DÜNYAYA GELDİKTEN SADECE DAKİKALAR SONRA BEBEĞE BAKIP, “BU ÇOCUĞU EVE GÖTÜREMEM,” DEDİ. NEDENİNİ ÖĞRENDİĞİMDE DİZLERİMİN BAĞI ÇÖZÜLDÜ.

İkiz kardeşim Burak ve eşi Ceyda, yıllardır çocuk sahibi olabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmıştı.

Sonunda benden onlar için taşıyıcı anne olmamı istediklerinde, hiç düşünmeden kabul ettim.

Burak benim için yalnızca kardeşim değildi.

Aynı zamanda en yakın arkadaşımdı.

Özellikle anne ve babamızı kaybettikten sonra hayatımın en zor dönemlerinde hep yanımda olmuştu. Ben de bir erkek çocuk annesi olarak onların bir bebeği ne kadar çok istediğini çok iyi anlayabiliyordum.

Onlara yıllardır hayalini kurdukları aileyi verebileceksem, bunu yapmaya hazırdım.

Hamileliğim boyunca Burak ve Ceyda bütün doktor kontrollerine benimle birlikte geldiler.

Her ultrasonda bebeklerinin büyümesini büyük bir heyecanla izlediler.

Kızları olacağını öğrendikleri gün Ceyda hemen minicik kıyafetler, peluş oyuncaklar ve bebek odası için eşyalar almaya başladı.

Birlikte çok güzel bir çocuk odası hazırladılar.

Her şey kusursuz ilerliyor gibiydi.

Sonunda aylardır bekledikleri gün geldi.

Saatler süren sancıların ardından sağlıklı görünen bir kız bebek dünyaya getirdim.

Ceyda bebeğini görür görmez mutluluktan ağlamaya başladı.

Burak yanıma yaklaştı ve kızını dikkatlice kucağına aldı.

Birkaç saniye boyunca hiç konuşmadan bebeğin yüzüne baktı.

Sonra bir anda yüzündeki ifade değişti.

Benzinin rengi tamamen attı.

“Burak?” dedim endişeyle. “Ne oldu?”

Boğazını güçlükle temizledi.

Ardından hayatımda hiç tanımadığım biri gibi soğuk bir sesle,

“Özür dilerim ama… BEN BU BEBEĞİ EVE GÖTÜREMEM.” dedi.

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

“Ne diyorsun sen? Burak, bu senin kızın.”

Önce Ceyda’ya baktı.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

“Üzgünüm,” dedi tekrar. “Ama onu bir başkasına vermek zorundayım. Benimle gelmeyecek.”

Ne söylediğini anlamaya çalışırken bebeği yeniden kollarıma bıraktı.

Ceyda hemen ayağa kalktı. Gözyaşları yüzünden süzülüyordu.

“NEDEN?!” diye bağırdı. “Burak, neden kendi kızımızı eve götüremiyoruz?”

Burak’ın yüzü kıpkırmızı oldu.

Birkaç saniye başını çevirdi, ardından güçlükle konuştu.

“Sırtına bakın.”

İçimde kötü bir his yükseldi.

Burak başını iki yana salladı.

“Biz bunu yapamayız.”

Ellerim titreyerek bebeğin battaniyesini yavaşça araladım ve sırtına baktım.

Gördüğüm şeyin ne olduğunu anlamam yalnızca birkaç saniye sürdü.

Ama o birkaç saniye bana saatler gibi geldi.

Çünkü bebeğin sırtındaki şey, yıllar önce ailemizde yaşanan ve bir daha asla konuşulmaması için söz verdiğimiz bir olayı hatırlatıyordu.

Dizlerimin bağı çözüldü.

Tam o sırada Ceyda da yaklaşıp baktı.

Bir anda çığlık attı.

Sesi o kadar yüksekti ki koridordaki hemşireler ve doktorlar hızla odaya koştu.

Fakat asıl şoku, içeri giren yaşlı doktor yaşadı.

Bebeğin sırtını görür görmez olduğu yerde dondu.

Sonra Burak’a bakıp herkesin içinde yalnızca şu cümleyi söyledi:

“Bu işaretin yeniden ortaya çıkması imkânsızdı… Çünkü onu taşıyan son kişinin yıllar önce öldüğünü sanıyorduk.”

Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SIR” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. ��
Reklamlar