Bu işaretin yeniden ortaya çıkması imkânsızdı… Çünkü onu taşıyan son kişinin yıllar önce öldüğünü sanıyorduk.”
Doktorun ağzından çıkan bu sözlerden sonra odadaki herkes sustu.
Kollarımdaki bebeği biraz daha kendime çektim.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordum. “Bu sadece bir doğum lekesi değil mi?”
Yaşlı doktor cevap vermedi.
Gözlerini bebeğin sırtından ayırmadan birkaç adım yaklaştı. Kürek kemiğinin hemen altında, yarım ay biçiminde koyu kırmızı bir leke vardı. İlk bakışta sıradan görünüyordu. Ama lekenin tam ortasında, açık renkli ince bir çizgi vardı.
Burak’ın neden böylesine korktuğunu hâlâ anlayamıyordum.Ta ki doktor başını kaldırıp bana bakana kadar.
“Annenizin sırtında da aynı işaret vardı.”
Nefesim kesildi.
Burak yüzünü ellerinin arasına aldı.
Ceyda ise şaşkınlıkla kocasına döndü.
“Sen bunu biliyor muydun?”
Burak cevap vermedi.
“Burak!” diye bağırdı Ceyda. “Bana neyi anlatmadın?”
Kardeşim sonunda başını kaldırdı.
Gözleri dolmuştu.
“Annemiz öldüğünde ben on yedi yaşındaydım,” dedi. “Sen de hatırlıyorsun.”
Başımı salladım.
Nasıl unutabilirdim?
Babamızı bir trafik kazasında kaybetmemizden yalnızca sekiz ay sonra annemiz de geçirdiği ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetmişti. Hastaneye kaldırıldığını öğrenmiş, ama biz yanına yetişemeden öldüğünü söylemişlerdi.
Burak devam etti.Cenazeden birkaç gün sonra annemin eşyalarını toplarken bazı belgeler buldum.”
“Ne belgeleri?”
“Doğum kayıtları.”
Kaşlarımı çattım.
“Bizim doğum kayıtlarımız mı?”
“Hayır.”
Burak’ın dudakları titredi.
“Başka bir bebeğe ait.”
İçimde açıklayamadığım bir ürperti dolaştı.
Doktor bir sandalye çekip oturdu.
“Bence artık her şeyi anlatmanın zamanı geldi,” dedi.
Onun yüzüne baktım.
“Annemizi tanıyor muydunuz?”
“Ben sizi dünyaya getiren doktordum.”
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
Doktor yıllardır taşıdığı belli olan bir yükü bırakır gibi derin bir nefes aldı.
“Anneniz ikizlere hamileydi. Ancak doğum sırasında ciddi komplikasyonlar yaşandı. Siz ikiniz sağlıklı doğdunuz. Aynı gece hastanede başka bir kadın da bir kız çocuğu dünyaya getirdi.”