G-892JKVGF0C

Emir yavaşça merdivenlerden indi

Ona bir tabak koydum. Menemen, fasulye, üstünde yumurta. Çay koydum, şekersiz, büyüdüğünden beri sevdiği gibi.

Emir çatalla titreyen bir el uzattı.

Üç lokma yedi.

Sonra durdu.

—Anne.

Bakmadım.

—Söyle.

Uzun süre sustu.

—Dün gece korktum.

Çatal tabağa çarptı.

—Sana vurduğumda… ilk anda hiçbir şey hissetmemekten korktum.

Nefesim kesildi.

Murat yumruklarını sıktı.

Emir devam etti, sesi kırılarak.

—Sonra yukarı çıktım ve senin ağlayacağını düşündüm. Ya da kapıyı çalacağını. Ya da konuşmak isteyeceğini. Ama hiçbir şey yapmadın. Ve bu beni daha çok kızdırdı. Çünkü sanki artık umursamıyormuşsun gibi geldi.

Bir gözyaşı istemsizce aktı.

—Seni o kadar çok önemsiyorum ki, seni artık kurtarmayı bıraktım.

Emir ağzını kapattı.

Sonunda ağladı.Güzel bir ağlama değildi. Kırık, öfkeli, düzensizdi. İçinden pas sökülür gibi.

Ben onu kucaklamadım.

Sessizce oturup ağladım.

Çünkü bazen bir çocuğu sevmek, onun acısını ilk kez gerçekten ona bırakmaktır.

Sonra kapı zili çaldı.

Üçümüz de başımızı kaldırdık.

Murat kapıya baktı.

—Birini mi bekliyorsun?

Başımı salladım.

Zil tekrar çaldı.

Daha uzun.

Emir bembeyaz oldu.

—Açma.

Murat ona döndü.

—Kim?

Emir cevap vermedi.

Zil üçüncü kez çaldı. Ardından kapıya üç sert yumruk indi.Dışarıdan bir erkek sesi geldi.

—Emir. İçerde olduğunu biliyoruz.

Oğlum sandalyeyi devirecek kadar hızlı kalktı.

—Anne, açma —dedi, bu kez gerçek bir korkuyla.

Ev sanki küçüldü.

Murat telefonunu çıkardı.

—112’yi arıyorum.

Ama numarayı tuşlamadan önce dışarıdan başka bir ses geldi. Sakin, neredeyse nazik.

—Hanımefendiyle bir derdimiz yok. Sadece oğlunuzun borcu için geldik.

Emir tekrar ağlamaya başladı ama bu kez çocuk gibi.

—Özür dilerim —diye fısıldadı— Özür dilerim anne.

Kapıya baktım.

Sonra oğluma.

Ve anladım ki onu evden çıkarmak sadece başlangıçtı.

Gerçek karanlık şimdi zili çalıyordu.

Murat numarayı aradı.

Ben mutfak çekmecesinden büyük bıçağı aldım. Kimseye saldırmak için değil. Sadece ilk kez kendimi korumam gerektiğini anladığım için.

Dışarıdan yumruklar devam etti.

İçeride Emir dizlerinin üstüne çöktü.

—Anne, yardım et —dedi.

Bıçağın sapını sıkı tuttum.

Ona baktım.

Kalbim kırık ama artık uyanıktı.

—Sana yardım edeceğim Emir —dedim— Ama eskisi gibi değil.Kapıları çarpmasını, geceleri alkol kokusuyla eve gelişini, kırılan bardakları, yalanlarını, “yarın öderim”lerini, “abartıyorsun”larını, “beni hep kötü gösteriyorsun”larını hep geçiştirdim.
Anneler bazen sevgiyi dayanmak sanıyor.
O gece işten, bir okul kütüphanesindeki mesaimden yorgun dönmüştüm. Ayaklarım, sırtım ağrıyordu; her maaş dönemini zor geçirmenin yarattığı o onur kırıklığı da içimdeydi. Emir mutfağa girdi ve dışarı çıkmak için para istedi. Hayır dedim. Sadece, basit bir şekilde. Hayır.
Yüzünde kuru bir gülümseme belirdi.
— Hayır mı? Peki sen kendini ne sanıyorsun?
— Bu evi ben ödüyorum — dedim, ellerimin titrediğini hissederek — Bitti Emir. Artık sana ne eğlencelerin için, ne içkin için, ne de yalanların için bir kuruş vermeyeceğim.
Yüzü bir anda değişti. Çenesi kilitlendi. Gözleri boşaldı.
— Benimle böyle konuşma.
— Çok daha önce böyle konuşmalıydım.
Kuru bir kahkaha attı, içinde ne mizah vardı ne de hayat; sadece zehir.
— Öyle mi? O zaman artık yerini öğren.
Nefes bile alamadım. Eli yüzüme sert bir şekilde indi. Ani ve ağır bir tokattı. Beni yere düşürmedi. Kan yoktu. Çığlık yoktu. En kötüsü sessizlikti.
Mutfakta tezgâha tutunarak kaldım. Buzdolabının uğultusu, saatin tik takları bir anda devleşmiş gibiydi. Emir bana sadece bir an baktı ve özür dilemek yerine omuz silkti.
Sanki buna da katlanacaktım.
Sanki o tokat bir sınırı aşmamıştı.
Üst kata çıktı, kapıyı sertçe çarptı. Ben mutfakta yalnız kaldım. Yanağım yanıyordu. Ama daha çok canımı yakan şey, evimde artık güvende olmadığım gerçeğiydi.
Reklamlar