Bir daha o kelimeyi kullanma.
Emir dikleşti, sanki mağdur olan kendisiymiş gibi.
— Sana ne oluyor ya? Sen burada yaşamıyorsun bile. Çekip gittin.
— Evet — dedi Murat — Ve yıllarca bunun vicdanını taşıdım. Ama benim hata yapmış olmam, senin anneni dövmen için bir gerekçe değil.
“Dövmen” kelimesi mutfağın içinde asılı kaldı.
Emir bana döndü.
— Öyle mi dedin? Dövdü mü dedin? O bir tokattı.İçimde bir şey kırılıp yerine oturdu.
— Yüzüme vuran elinin adı tokat değil Emir. Onun adı şiddet.
Burnundan nefes verdi.
— Bak anne, ben sarhoştum, sinirliydim. Sen de beni tahrik ettin.
Murat elini masaya vurdu.
Tabaklar zıpladı. Kahve fincanı oynadı, işlemeli örtünün üstüne koyu bir leke bıraktı.
— Yeter!
Emir irkildi.
Ben de.
Ama Murat tekrar bağırmadı. Derin bir nefes aldı, kahverengi dosyayı açtı ve Emir’in önüne koydu.İki seçeneğin var.
Oğlum dosyaya küçümseyerek baktı.
— Bu ne?
— Birinci seçenek — dedi Murat — Bugün bu evden çıkıyorsun. Eşyalarını alıyorsun. Benimle Kayseri’ye geliyorsun. Pazartesi dayımın atölyesinde işe başlıyorsun. Sembolik bir kira, düzenli hayat, yemek sorumluluğu ve terapi. Anneni affettirmek için değil. Kendini mahvetmemeyi öğrenmek için.
Emir gözlerini kırptı.
— Terapi mi? Dalga mı geçiyorsun?
Murat dosyadan bir kâğıt çıkardı.
— İkinci seçenek şu: Elif aile içi şiddet için suç duyurusunda bulunur.
Sessizlik mutfağın içine çöktü.
Emir bana baktı, sanki ben onu bıçaklamışım gibi.
— Sen bunu yapar mısın?
Gözlerimi ondan kaçırmadım.
O benim oğlumdu. Küçücükken pijamasının cebine taş dolduran çocuktu. Düşmesin diye elinden tuttuğum çocuktu. Ama aynı zamanda bana el kaldıran adamdı.
İki gerçek aynı anda duruyordu.
Ve artık sadece biri seçilemiyordu.
— Evet — dedim — yaparım.Yüzü değişti.
— Sen benim annem değilsin.
O cümle içime çarptı ama geri adım atmadım.
— Tam da annen olduğum için bunu durduruyorum.
Emir güldü, ama gözleri doluydu.
— Güzel konuşma. Bunu gece gece çalışmışsınız belli.
— Hayır — dedim — Yıllardır içimde çalıştım.
Önlüğümü yavaşça çıkardım. Sandalyenin üzerine koydum. O hareketin neden bu kadar ağır geldiğini bilmiyordum ama sanki başka bir şeyi de bırakıyordum.
— Bu ev artık korkuyla yaşamayacak. Kapıları kilitleyerek uyumayacağım. Para saklamayacağım. Sessiz yürümeyeceğim. Dün gece bana vurdun Emir. Ve bugün, ne kadar acıtsa da, gitmen gerekiyor.
Kollarını açtı, alaycı bir ifadeyle.
— Nereye gideyim? Sokağa mı? Köpek gibi mi kalayım?