Emir elleriyle yüzünü kapattı.
Bir süre öyle kaldı.
Sonra hiçbir şey demeden merdivenlerden yukarı çıktı.
Her adımı bir vedaydı.
Koridorda kaybolduğunda dizlerim boşaldı, sandalyeye oturdum.
Murat yaklaştı.
—İyi misin?
Kısık bir kahkaha çıktı benden.
—Bilmiyorum.
Başını salladı.
—Ben de.
Sessiz kaldık.
Masadaki kahvaltı soğuyordu.
Kahve lekesine baktım. Küçük, düzensiz, tamamen yok edilemeyen bir izdi. Bazı yaraların da böyle olduğunu düşündüm: tüm hayatı yok etmezdi ama artık yokmuş gibi de davranamazdın.
Murat karşıma oturdu.
—Elif, bir şey daha var.
Ona baktım.
—Ne?
Yüzünü eliyle sıvazladı.Üç hafta önce Emir beni aradı. Para istedi. Seni evden kovduğunu, ona yemek vermediğini, onu yük gibi gördüğünü söyledi.
Göğsümde bir sızı hissettim.
—Ve sen ona inandın mı?
—Beş bin lira gönderdim.
Gözlerimi kapattım.
—Murat…
—Biliyorum. Aptallık ettim. Sonra tekrar istedi. Bu sefer yirmi bin dedi. Borcum var dedi.
Gözlerimi aniden açtım.
—Kime?
Murat çenesini sıktı.
—Söylemedi.
Tam o anda yukarıdan bir ses geldi. Çekmeceler açılıyor, bir şeyler düşüyor, duvara çarpan bir ses.
Kalbim hızlandı.
—Borcu mu var? —dedim.
Murat sesini alçalttı.
—Bunun için bunu da getirdim.
Dosyadan başka bir kâğıt çıkardı. Yazışmaların çıktısıydı.
—Beni bilinmeyen bir numara aradı. Emir ödemezse gelip onu buradan alacaklarını söylediler.
Bütün bedenime bir soğuk yayıldı.
—Buraya mı?
Murat başını salladı.
—O yüzden bekleyemezdim.
Merdivenlere baktım.
Korku şekil değiştirdi. Artık sadece oğlumun bize verebileceği zarar değildi. Onun hayatının çektiği karanlık da evimizin kapısına dayanmıştı.
—Bunu geldiğinden beri neden söylemedin?
—Önce onu evden çıkarmayı kabul etmeni sağlamam gerekiyordu. Bunu baştan söylesem onu yine korumaya çalışacaktın.
Acıttı, çünkü doğruydu.
Üst katta kapı sertçe çarptı.Emir siyah bir sırt çantasıyla aşağı indi. Gözleri kızarmıştı, yüzü sertleşmişti. Artık çocuk gibi değildi. Ama bir canavar gibi de değildi. Sadece çok kötü bir çizginin kenarında duran bir insandı.
—Tamam —dedi.
Murat ayağa kalktı.
—Gidiyoruz.
Emir bana baktı.
Sarılmamı bekliyordu.
Bunu gözlerinden gördüm.
Ben de istiyordum.
Küçükken yaptığım gibi onu kucaklayıp “her şey düzelecek” demek istiyordum. Ama nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Yine de kalkmadım.
—Önce kahvaltı yap —dedim.
Kaşlarını çattı.
—Ne?
—Gideceksin. Ama aç karnına değil.
Yüzü çok küçük bir an kırıldı.
Çantasını yere bıraktı ve sessizce oturdu.
Murat ayakta kaldı, tetikteydi.