Kendi hayatının sorumluluğunu almaya.
— İşim yok.
— Çünkü bırakıyorsun.
— Param yok.
— Çünkü harcıyorsun.
— Kimsem yok.
Sesi orada kırıldı.
Ve bir anlığına çocuk geri geldi.
İçim sıkıştı. Sandalyeye tutunmak zorunda kaldım.
Murat da onu gördü. Gözleri değişti ama geri adım atmadı.
—Ben varsam varım —dedi— ama suç ortağı olarak değil. Baba olarak.
Emir burnunu elinin tersiyle sildi, ağlamamak için öfkesine tutunuyordu.
—Şimdi mi baba olmaya karar verdin? Buna hakkın yok.
—Haklısın —dedi Murat— Hakkım yok. Ama sorumluluğum var. Geç kaldım ama geldim.
Oğlum masaya baktı. Menemen, sucuklu yumurta, ekmek, baklava. Annemin sandığı tabaklar. Yıllar önce evlendiğimde, hâlâ güzel bir sofranın bir aileyi koruyabileceğine inandığım günlerden kalma işlemeli örtü.
—Demek tuzak bu —dedi.
Başımı salladım.
—Bu bir tuzak değil. Bu bir veda.Emir kıpırdamadı.
—Kahvaltını en sevdiğin şeyleri yaptım —dedim— çünkü midende nefretle gitmeni istemedim. Zaten yeterince taşıyorsun.
Murat gözlerini yere indirdi.
Emir yumruklarını sıktı.
—Ya gitmezsem?
Sesi alçaktı, tehlikeliydi.
Murat telefonunu çıkardı.
—O zaman polisi ararım. Ve annen şikâyetçi olur.
Oğlum bir adım attı.
—Beni mi ihbar edeceksin?
Murat geri çekilmedi.
—Seni daha kötüsünü yapmadan durduracağım.
Emir’in gözleri karardı. Bir an için masayı devirecek, bardakları kıracak sandım. Vücudum gerildi, alışkanlıktan.
Ama olmadı.
Emir bana tekrar baktı.
Bu kez bakışını kaçırmadı.
Yüzünden küçük bir şey geçti.Henüz pişmanlık değildi.
Kendinden korkuydu.
—Ben istemedim… —diye mırıldandı.
Donakaldım.
Yutkundu.
—Sana böyle vurmak istemedim.
“O kadar” kelimesi içimi burktu.
Sanki bir şiddetin makul hâli olabilirmiş gibi.
—Hiç vurmamalıydın —dedim.
Emir başını eğdi.
İlk kez yıllar sonra cevabı yoktu.
Saat yediyi salondaki saat vurdu.
Dışarıda çöp kamyonu geçti. Bir köpek havladı. Bir komşu kapısını açtı. Dünya her zamanki gibi devam ediyordu, benim evim ikiye ayrılırken bile.
Murat sandalyeyi hafifçe itti.
—Yukarı çık. Bir çanta hazırla. Diğerlerini sonra konuşuruz.
Emir ona baktı.Beni cezalandırılmış çocuk gibi götüremezsin.
—O zaman tek başına git —dedi Murat— Ama bu evden bugün çıkıyorsun.
Oğlum bana döndü, bir boşluk arar gibi.
O bakışı tanıyordum.
Yıllarca kullanmıştı.
Hastayken doktora gitmemek için.
Bir şeyi kırıp “önemli değil” dedirtmek için.
Para istediğinde “son kez” demek için.
Bana bağırıp sonra sarılarak her şeyi unutturmak için.
Ama o sabah o boşluk yoktu.
Ya da vardı ama ben onu kapalı tuttum.
—Anne —dedi, yumuşakça.
O kelime beni neredeyse yıkacaktı.
Murat fark etti ama karışmadı.
Derin bir nefes aldım.
—Bunu bana karşı kullanma.
Emir şaşırdı.
—Kullanmak mı? Bunu mu düşünüyorsun?
—Senin öfkenle hasta olmuş bir insan olduğunu düşünüyorum. Ve ben seni, her seferinde haklı çıkararak bunu daha da büyüttüm.
Gözlerim doldu.
Ağlamak istemedim.
Ama bu kez korkudan değil, yas gibiydi.
—Beni affet —dedim— Sınır koyamadığım için. Sevgiyi her şeye izin vermek sandığım için. Ama artık, seni dünyaya getiren insana el kaldırabilen birine dönüşürken yanında duramam.