G-892JKVGF0C

Emir yavaşça merdivenlerden indi

Dün gece oğlum beni dövdü ama ben ağlamadım🥹😭‼. Bu sabah güzel örtüyü serdim, kahvaltıyı önemli günlerdeki gibi hazırladım ve o gülümseyerek aşağı indiğinde şöyle dedi: “Demek sonunda öğrendin”… ta ki masamda onu kimin beklediğini görene kadar.😮🥶❗
—“Bir daha bana hayır dersen, seni doğurduğuma pişman edersin.”
Oğlum bunu İstanbul’un Esenler ilçesindeki evimizin mutfağında söylediğinde, bunun yine bir öfke patlaması olduğunu düşündüm. Aylar boyunca görmezden gelmeyi öğrendiğim o türden krizlerden biri sandım. Ama o gece karşımda artık kafası karışmış bir genç yoktu. Karşımda, hayal kırıklığını tehdide dönüştürmeyi öğrenmiş yirmi üç yaşında bir adam vardı.
Emir her zaman uzun boylu, geniş omuzlu olmuştu; konuşmasa bile bulunduğu odayı dolduran bir varlığı vardı. Çocukken uslu, meraklı ve sevecendi. Ergenliğinde içinde bir öfke birikmeye başladı. Önce babası Murat’ın boşandıktan sonra Bursa’ya taşınması yüzünden. Sonra yarım bıraktığı üniversite yüzünden. Ardından hiçbir işte tutunamaması. Sonra terk eden sevgilisi. En sonunda ise artık hiçbir sebebe bile ihtiyaç duymuyordu: sadece incindiğini hissetmesi, dünyanın ona borçlu olduğuna inanması için yeterliydi.
Ben onu fazla korudum.
Bağırmaya başladığında, bana bir hizmetçiymişim gibi konuştuğunda onu yine de savundum.
Para istemeyi bırakıp, sanki hakkıymış gibi talep etmeye başladığında onu yine savundum.
Kapıları çarpmasını, geceleri alkol kokusuyla eve gelişini, kırılan bardakları, yalanlarını, “yarın öderim”lerini, “abartıyorsun”larını, “beni hep kötü gösteriyorsun”larını hep geçiştirdim.
Anneler bazen sevgiyi dayanmak sanıyor.
O gece işten, bir okul kütüphanesindeki mesaimden yorgun dönmüştüm. Ayaklarım, sırtım ağrıyordu; her maaş dönemini zor geçirmenin yarattığı o onur kırıklığı da içimdeydi. Emir mutfağa girdi ve dışarı çıkmak için para istedi. Hayır dedim. Sadece, basit bir şekilde. Hayır.
Yüzünde kuru bir gülümseme belirdi.
— Hayır mı? Peki sen kendini ne sanıyorsun?
— Bu evi ben ödüyorum — dedim, ellerimin titrediğini hissederek — Bitti Emir. Artık sana ne eğlencelerin için, ne içkin için, ne de yalanların için bir kuruş vermeyeceğim.
Yüzü bir anda değişti. Çenesi kilitlendi. Gözleri boşaldı.
— Benimle böyle konuşma.
— Çok daha önce böyle konuşmalıydım.
Kuru bir kahkaha attı, içinde ne mizah vardı ne de hayat; sadece zehir.
— Öyle mi? O zaman artık yerini öğren.
Nefes bile alamadım. Eli yüzüme sert bir şekilde indi. Ani ve ağır bir tokattı. Beni yere düşürmedi. Kan yoktu. Çığlık yoktu. En kötüsü sessizlikti.
Mutfakta tezgâha tutunarak kaldım. Buzdolabının uğultusu, saatin tik takları bir anda devleşmiş gibiydi. Emir bana sadece bir an baktı ve özür dilemek yerine omuz silkti.
Sanki buna da katlanacaktım.
Sanki o tokat bir sınırı aşmamıştı.
Üst kata çıktı, kapıyı sertçe çarptı. Ben mutfakta yalnız kaldım. Yanağım yanıyordu. Ama daha çok canımı yakan şey, evimde artık güvende olmadığım gerçeğiydi.
Gece 01.20’de telefonumu aldım ve aramak istemediğim ama aramak zorunda olduğum tek adamı aradım.
Murat açtı, uykulu bir sesle:
— Elif?
İki saniye konuşamadım. Sonra söyledim:
— Emir bana vurdu.
Hattın öbür ucunda kısa, ağır bir sessizlik oldu.
Sonra yıllardır duymadığım kadar net bir sesle konuştu:
— Geliyorum.
Uyumadım. Sabahın dördünde kalkıp yemek hazırlamaya başladım. Menemen yaptım, sucuklu yumurta, kuru fasulye, börek açtım. Çay demledim, Türk kahvesi hazırladım. Nadiren kullandığım güzel yemek takımını çıkardım. Kenarları işlemeli masa örtüsünü serdim; bayramlarda, özel günlerde kullandığım örtüyü.
Bu bir kutlama değildi.
Bir karardı.
Saat altıya doğru Murat geldi. Saçlarına daha fazla ak düşmüştü. Koyu bir mont giymişti, elinde kahverengi bir dosya vardı. Soru sormadı. Yüzüme baktı, titreyen ellerimi gördü ve her şeyi anladı.
— Yukarıda mı? — diye sordu.
— Uyuyor.
Bakışları masaya kaydı.
— Büyük bir değişim yapacağın zaman hep böyle sofralar kurardın.
Ona baktım ve uzun zamandır ilk kez biri beni gerçekten görüyormuş gibi hissettim.
— Bugün bitiyor Murat.
Bir adım yaklaştı.
— O zaman bana sadece şunu söyle Elif. Bugün bu evden gidiyor mu?
Gözlerimi kapattım. Emir’i küçükken düşündüm; dizleri yaralı, yüzü güven dolu. Sonra onu dün gece düşündüm; bana vurup hiçbir şey olmamış gibi yukarı çıkan adamı.
Gözlerimi açtım.
— Evet. Bugün.
Murat başını salladı, dosyayı açtı ve masaya birkaç kâğıt koydu.
Tam konuşmaya başlayacakken merdivenlerin gıcırtısını duyduk.
Emir aşağı iniyordu.
Ve mutfakta onu bekleyenleri henüz bilmiyordu. ...
👉 DEVAMI YORUMLARDA GİZLİ 😄 OKUMAK İSTEYENLER AŞAĞIYA BUYURSUN! 👇
Reklamlar