G-892JKVGF0C

Boşandıktan Sonra Gemiye Bindim:

Konuşamadım. Yirmi iki yıl önce susturulduğunu sandığım o küçük kalbin şimdi bir insan sesi vardı.

“Toprak,” diyebildim sonunda. “Ben… Suna.”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Anne dememe izin verir misin?” diye sordu.

Ağlamaya başladım. “Bana ne zaman istersen öyle seslenebilirsin.”

O gece kamarama döndüğümde ilk işim Eylül’ü aramak oldu. Ona her şeyi anlattım. Önce şaşkınlıktan sustu, sonra “Bir kardeşim mi var?” diye defalarca sordu.

“Evet,” dedim. “Ve onu bulduk.”

“Babam biliyor muydu?”

“Evet.”

Eylül’ün ağladığını duydum. Ardından kararlı bir sesle konuştu: “O zaman eve döndüğünde onu birlikte karşılayacağız.”

Ertesi sabah gemi Rodos’a yaklaşırken Levent’ten mesaj geldi. Barlas’ın benimle görüştüğünü öğrenmişti.

“Lütfen eve dönünce konuşalım. Her şey göründüğü gibi değil.”

Telefonu uzun süre elimde tuttum. Sonra tek cümle yazdım: “Oğlumuzun adı Toprak. Artık bunu inkâr etmeyeceksin.”

Gemiden üç gün sonra İzmir Limanı’nda indim. Kalabalığın arasında Eylül’ü gördüm. Yanında fotoğraftaki delikanlı vardı. Barlas biraz geride durmuştu.

Toprak bana doğru bir adım attı, sonra durdu. Sanki yaklaşmaya hakkı olup olmadığını bilmiyordu.

Ben aramızdaki mesafeyi kapattım.

Sarıldığımızda çocukluğunun kokusunu tanıyamadım. İlk adımlarını, ilk kelimesini, okulun ilk gününü kaçırmıştım. Ama omzuma yaslanışında hiç yabancılık yoktu.

“Geç kaldım,” diye ağladım.

“Sen geç kalmadın,” dedi. “Seni benden sakladılar.”
Reklamlar