Savcılığa başvurdum,” dedi. “Bir avukatla birlikte araştırmayı sürdürüyoruz. Toprak da gerçeği biliyor.”
Kalbimde umutla öfke aynı anda kabardı. “Levent’in bununla ne ilgisi var?”
Barlas gözlerini kaçırdı.
“Üç ay önce onunla görüştüm. Önce hastanenin adını tanımadığını söyledi. Sonra fotoğrafı gösterdim. Ağlamaya başladı.”
“Demek o da yeni öğrenmiş.”
“Hayır, Suna Hanım. Oğlunuzun ölmediğini başından beri biliyormuş.”
Bu kez gerçekten ayağa kalktım. Sandalyem arkaya sürüklendi. Yan masadakiler dönüp bize baktı ama umurumda değildi.
“İmkânsız!”
Barlas, dosyadan sararmış bir kâğıt çıkardı. Altındaki imza Levent’indi. Bir özel hastaneden yapılmış para transferinin dekontu da vardı.
“Levent’in babası o dönemde ağır borç içindeymiş,” dedi. “Hastanedeki bazı kişiler ona para teklif etmiş. Oğlunuzun doğumdan sonra öldüğüne dair kayıt düzenlemişler. Levent de buna göz yummuş.”
Kâğıttaki rakamlara baktım. Bir bebeğin hayatına fiyat biçmişlerdi.
“Bana neden şimdi geldiniz?”Levent’e gerçeği anlatması için zaman verdim. O ise boşanmayı seçti. Size yaklaşmamamı istedi. Bir daha aile hayatınızı bozmayacağınıza dair söz vermemi bile teklif etti.”
Aniden her şey yerine oturdu. Boşanma evrakları, anlamsız açıklamalar, yüzüme bakmadan söylediği o cümle: “Sanırım birlikte yaşlanmak bize nasip olmayacak.”
O, yaşlanmaktan değil, geçmişinin açığa çıkmasından korkmuştu.
“Peki bu gemiye nasıl geldiniz?”
“Toprak sizin seyahatinizi ablanızdan öğrendi. Ablanız ona inanmadı; benimle konuştu, belgeleri gördü. Sizi hazırlıksız yakalamak istemiyordu. Ama ben karaya dönmeden önce bilmeye hakkınız olduğunu düşündüm.”
Telefonumu çıkardım. Ablam Nükhet’i aradım. İlk çalışta açtı.
“Suna…”
“Biliyordun.”
Karşı taraftan hıçkırık duyuldu. “Seni korumaya çalışmadım. Sadece bunların gerçek olduğundan emin olmak istedim. Sana söylemeden önce…”
“Bana söylemeden önce bir kez daha benim yerime karar verdiniz.”
Telefonu kapattım.
Barlas haklı olduğumu söyledi ama artık kimsenin hak vermesine ihtiyacım yoktu. Tek istediğim oğlumla konuşmaktı.
“Toprak nerede?”
“İzmir’de. Görüşmek istiyor. Fakat siz istemezseniz yaklaşmayacak.”
“Bana numarasını verin.”
Barlas telefonunu masaya bıraktı. Ekranda bir mesaj açıktı: “Baba, annem beni görmek ister mi?”
O tek cümle göğsümde yıllardır kapalı duran bir kapıyı açtı. Mesajı yazan delikanlıya kızamadım. Barlas’a da kızamadım. Asıl öfkem, bize kaybettirilen yıllaraydı.
Toprak’ı aradığımda telefon iki kez çaldı.
“Alo?” dedi çekingen bir ses.