G-892JKVGF0C

BABASI, DOĞUŞTAN KÖR OLAN KIZINI

BABASI, DOĞUŞTAN KÖR OLAN KIZINI BİR DİLENCİYLE EVLENDİRDİ — AMA SONRASINDA YAŞANANLAR KÖYDEKİ HERKESİ ŞAŞKINA ÇEVİRDİ.

Şahika dünyayı hiç görmemişti ama insanların acımasızlığını aldığı her nefeste hissediyordu. Güzelliğe her şeyden fazla değer veren bir ailenin içinde doğmuştu. İki kız kardeşi güzel gözleri ve zarif yüzleriyle herkesin hayranlığını kazanırken, Şahika bir yük gibi görülüyordu — evin içinde saklanması gereken bir utançtı.

Annesini henüz beş yaşındayken kaybetmişti ve o günden sonra babası tamamen değişmişti. İçine kapanmış, öfkeli ve acımasız bir adam olmuştu — özellikle de Şahika'ya karşı. Ona hiçbir zaman adıyla seslenmezdi. “Şu kız” derdi. Aile sofralarında onun oturmasını istemez, eve misafir geldiğinde odasından çıkmasına izin vermezdi. Şahika'nın doğuştan kör olmasını bir lanet olarak görüyor ve kızının ailesinin başına uğursuzluk getirdiğine inanıyordu.

Şahika yirmi bir yaşına geldiğinde babası, zaten paramparça olan kalbinde kalan son umutları da yok edecek bir karar verdi.

Bir sabah, Şahika'nın küçük odasına girdi. Şahika, parmaklarını yıpranmış Braille kitabının sayfalarında gezdirerek sessizce oturuyordu. Babası katlanmış bir kumaş parçasını kızının kucağına bıraktı.

“Yarın evleniyorsun,” dedi soğuk bir sesle.

Şahika donup kaldı. Söylenenleri anlamakta zorlanıyordu. Evlenmek mi? Kiminle?

“Camide dilenen bir adam var,” diye devam etti babası. “Sen körsün. O da fakir. Birbirinize uygunsunuz.”

Şahika'nın yüzündeki kan çekildi. Çığlık atmak istedi ama sesi çıkmadı. Başka seçeneği yoktu. Babası ona hayatı boyunca hiçbir zaman seçim hakkı vermemişti.

Ertesi gün, aceleyle ve sade bir törenle evlendirildi. Elbette adamın yüzünü göremiyordu — üstelik kimse ona nasıl göründüğünü bile anlatmamıştı. Babası Şahika'yı adamın yanına itti ve koluna girmesini söyledi. Şahika, kendi hayatının içinde bir yabancıymış gibi söyleneni yaptı.

İnsanlar arkalarından gizlice gülüyordu.

“Kör kızla dilenci.”

Törenden sonra babası, birkaç parça kıyafetin bulunduğu küçük bir çantayı kızının eline tutuşturdu ve onu yeniden adama doğru itti.

“Artık senin sorunun,” dedi ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı.

Dilencinin adı Selim'di. Şahika'yı sessizce yola çıkardı. Uzun süre tek kelime etmedi. Köyün kenarında, eski ve yıkık dökük bir kulübeye geldiler. İçerisi nemli toprak ve duman kokuyordu.

“Çok fazla bir şeyimiz yok,” dedi Selim yumuşak bir sesle. “Ama burada güvende olacaksın.”

Şahika eski hasırın üzerine oturdu ve gözyaşlarını tutmaya çalıştı. Artık hayatı buydu — doğuştan kör bir kız, bir dilenciyle evlenmiş ve çamurdan yapılmış küçücük bir kulübede, kırılgan umutların arasında yaşamaya başlamıştı.

Fakat daha ilk gece garip bir şey oldu.

Selim ona büyük bir özenle çay hazırladı. Kendi battaniyesini Şahika'ya verdi ve kapının yanında uyudu; sanki onu korumakla görevli bir nöbetçiydi. Şahika'yla konuşurken ona gerçekten değer veriyormuş gibi davranıyordu — hangi hikâyeleri sevdiğini, ne hayaller kurduğunu, hangi yemeklerin yüzünü güldürdüğünü soruyordu.

Şahika'ya bunları daha önce hiç kimse sormamıştı.

Günler haftalara dönüştü. Her sabah Selim, Şahika'yı nehrin kenarına götürüyor, güneşi, kuşları ve ağaçları öyle güzel anlatıyordu ki Şahika, sanki onun sözleri sayesinde dünyayı görmeye başlıyordu. Çamaşır yıkarken ona şarkılar söylüyor, geceleri yıldızlardan ve uzak diyarlardan hikâyeler anlatıyordu.

Şahika yıllar sonra ilk kez kahkahalarla gülmeye başladı. Kalbi yavaş yavaş yeniden açılıyordu.

Ve o garip, küçücük kulübede beklenmedik bir şey oldu — Şahika, Selim'e âşık oldu.

Bir öğleden sonra elini uzatıp onun elini tuttu ve sessizce sordu:

“Sen hep dilenci miydin?”

Selim bir an sustu. Ardından alçak bir sesle cevap verdi:

“Her zaman değil.”

Ama başka hiçbir şey söylemedi. Şahika da üstelemedi.

Ta ki bir gün…

Şahika sebze almak için tek başına pazara gitmişti. Selim ona yolu dikkatlice tarif etmiş, Şahika da her adımı ezberlemişti. Fakat yolun yarısına geldiğinde biri kolunu sertçe yakaladı.

“Kör sıçan!” diye tıslayan bir ses duydu.

Bu, kız kardeşi Feride'ydi.

“Sen hâlâ hayatta mısın? Hâlâ bir dilencinin karısı olarak mı yaşıyorsun?”

Şahika'nın gözleri doldu ama başını dik tuttu.

“Ben mutluyum,” dedi.

Feride acımasızca güldü.

“Sen onun ne olduğunu bile bilmiyorsun. O değersiz biri. Tıpkı senin gibi.”

Sonra Şahika'nın hayatını altüst edecek bir cümleyi kulağına fısıldadı.

“O bir dilenci değil, Şahika. Sana yıllardır yalan söylüyorlar.”

Şahika'nın ayakları titreyerek eve döndü. Kafası karmakarışıktı. Gece olmasını bekledi. Selim eve döndüğünde bu kez daha kararlı bir sesle sordu:

“Bana gerçeği söyle. Sen aslında kimsin?”

Selim'in yüzündeki ifade bir anda değişti. Şahika'nın önünde diz çöktü, iki elini kendi ellerinin arasına aldı ve şöyle dedi:

“Bunu daha sonra öğrenmen gerekiyordu. Ama artık sana yalan söyleyemem.”

Şahika'nın kalbi hızla çarpmaya başladı...

�� Bir sonraki kısmı merak ettiğinizi biliyorum, bu yüzden lütfen sabırlı olun ve devamını aşağıdaki yorumlarda okumayı unutmayın. Anlayışınız için teşekkür ederim. ��
Reklamlar