24 yaşımdayken benden tam 50 yaş büyük, 74 yaşındaki zengin bir adamla evlendim. Çevremdeki herkes onunla sadece parası için evlendiğimi düşünüyordu. Ben de öldüğünde bütün mal varlığının bana kalacağından emindim. Ancak bir yıl sonra kocam hayatını kaybetti. Avukatı beni arayınca hiç vakit kaybetmeden notere gittim. Orada duyduklarım karşısında dizlerimin bağı çözüldü...
Evlendiğimde henüz 24 yaşındaydım.
Kocam ise 74 yaşındaydı.
Aramızda tam 50 yaş vardı ve doğal olarak çevremizdeki herkes evliliğimiz hakkında konuşuyordu.
Bazıları açık açık şöyle diyordu:
"Bu kız o yaşlı adamla sadece parası için evlendi."
Bazıları kocama acıyordu.
Bazıları ise onun ölümünden sonra bütün servetinin bana kalacağını söylüyordu.
Ben insanların söylediklerini umursamamaya çalışıyordum.
Kocam oldukça zengin bir adamdı.
İstanbul'da büyük bir villası, birkaç dairesi, şehir dışında arsaları ve banka hesaplarında milyonlarca lirası vardı.
Büyük bir servete sahip olduğunu hiçbir zaman saklamamıştı.
Ancak bir gün bana şöyle demişti:
"Para insana gerçek mutluluğu getirmez. Önemli olan, hayattayken elindeki imkânlarla başkalarının hayatına dokunabilmektir."
O zamanlar bu sözlerine pek önem vermemiştim.
Birlikte yalnızca bir yıl yaşayabildik.
Bir sabah uyandığımda kocamın artık nefes almadığını fark ettim.
Uykusunda hayatını kaybetmişti.
Ölümü benim için büyük bir sürpriz olmuştu.
Çok üzülmüştüm ama içten içe geleceğimi de düşünmeye başlamıştım.
Artık bütün servetinin bana kalacağını sanıyordum.
En azından ben öyle düşünüyordum.
Cenazeden birkaç gün sonra kocamın avukatı beni aradı.
"Vasiyetnameyle ilgili görüşmek için notere gelmeniz gerekiyor," dedi.
Hemen miras meselesi olduğunu anlamıştım.
Notere giderken yol boyunca artık benim olacağını düşündüğüm villayı, daireleri, arsaları ve banka hesaplarındaki milyonlarca lirayı hayal ettim.
Noterlik bürosuna girdiğimde kocamın avukatı çoktan gelmişti.
Noter, önündeki kalın dosyayı açtı ve birkaç saniye boyunca belgeleri sessizce inceledi.
Ardından başını kaldırıp yüzüme baktı.
"Kocanızın vasiyetinde neler yazdığını gerçekten öğrenmek istiyor musunuz?" diye sordu.
Bu tuhaf soru karşısında şaşırmıştım.
"Elbette istiyorum. Bunun için buradayım zaten," dedim.
Noter derin bir iç çekti.
Sonra birkaç belgeyi önüme koydu.
Ancak belgelerin en üstündeki tarihi görünce kaşlarımı çattım.
Çünkü vasiyetname, evlendiğimiz tarihten yalnızca üç gün sonra hazırlanmıştı.
"Bir sorun mu var?" diye sordum.
Avukat gözlerini benden kaçırdı.
Noter ise ciddi bir sesle konuştu:
"Hanımefendi, kocanız size yalnızca mal varlığıyla ilgili bir vasiyet bırakmamış. Ölümünden sonra mutlaka öğrenmenizi istediği çok önemli bir gerçeği de bu dosyaya koymuş."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Nasıl bir gerçek?" diye fısıldadım.
Noter önümdeki belgelerden birini çevirip bana uzattı.
"Öncelikle şunu bilmelisiniz. Kocanızın ölümünden sonra alacağınızı düşündüğünüz mirasla ilgili çok büyük bir yanılgınız var. Üstelik bu evliliğin gerçekleşmesinin sizin bilmediğiniz bir sebebi bulunuyor."
Ardından dosyanın içinden sararmış eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğraftaki genç kadını görür görmez nefesim kesildi.
Çünkü o kadını çok iyi tanıyordum.
Titreyen ellerimle fotoğrafı alırken noter son cümlesini söyledi:
"Kocanız, bu fotoğrafın arkasında yazanları okuduktan sonra vasiyetin geri kalanını açıklamamızı istedi."
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasında kocamın el yazısıyla yazılmış tek bir cümle vardı.
O cümleyi okuduğum anda, neden benimle evlendiğini ve neden bütün bu serveti benden sakladığını anlamaya başladım.
Ama asıl korkunç gerçek, noterin henüz açmadığı son zarfın içindeydi...
�� Son zarfın içinden çıkan gerçeği ilk yorumdaki tam hikâyede okuyun. Bu vasiyetin devamı sizi şaşırtacak. ��