Dakikalar birbirini kovaladı. Henri, bu tutkulu ritüelin içinde kaybolmuşken, Juliette gözlerini kapatıp başını geriye, yumuşak yastıklara bıraktı. O an ne Paris’in soğuk gecesi, ne yarın onları bekleyen yoğun gündem, ne de odanın dışındaki hayat önem taşıyordu. Henri için burası zihnini susturabildiği tek yer; Juliette içinse eşinin bu katıksız, çocuksu ama bir o kadar da erkeksi bağımlılığını hissettiği en güvenli limandı.Zaman iyice ağırlaştığında ve tutkunun dalgası yerini yavaşça huzurlu bir dinginliğe bıraktığında, Henri başını onun göğsünden kaldırmadı. Doyuma ulaşmış, sığınak bulmuş bir ruhun huzuruyla başını oraya yaslamış halde kaldı. Juliette, parmaklarını hâlâ onun saçlarında gezdirmeye devam ederken, dışarıda Paris sabaha karşı beliren hafif bir sisin altında uyumaya devam ediyordu.