Elinin tek bir zarif hareketiyle geceliğin askısını omzundan aşağı doğru kaydırdı. İpek kumaşın ten üzerinden süzülüşü, odadaki derin sessizlikte hafif bir fısıltı gibi ses çıkardı. Henri, dudaklarını Juliette’in göğsüne yaklaştırdığında, bu sıradan bir arzu değil; tam anlamıyla bir sığınma, dünyadan kaçış ve yeniden doğuş arayışıydı.
Başını onun göğsüne gömdü. Dudaklarının ve dilinin dokunuşu başlangıçta oldukça yumuşak, acelesiz ve ritmikti. Her dokunuşta, zihnindeki tüm karmaşık denklemler, hastane koridorlarının soğukluğu ve günün yorgunluğu silinip gidiyordu.Temas derinleştikçe nefeslerinin temposu da değişmeye başladı. Juliette, ellerini Henri’nin nemli ve dalgalı saçlarının arasına geçirdi, parmaklarını onun kafa derisinde gezdirerek başını kendine daha da yakınlaştırdı.
Henri’nin emişlerindeki tutku, aralarındaki bağın ne kadar canlı ve köklü olduğunu gösteriyordu. Juliette, göğsünden yükselen o tatlı sıcaklığın tüm vücuduna yayıldığını hissetti. Eşinin dudakları arasındaki varlığı, ona hem bir kadın olarak arzulanmanın hem de bir anne şefkatiyle sarmalamanın karmaşık ama büyüleyici hissini veriyordu. Henri’nin düzenli ve derin nefes alıp verişleri, göğsüne çarpan sıcak soluğu, gecenin tek ritmi haline gelmişti.