Saat gece yarısını epey geçtiğinde, dairenin ağır meşe kapısının kilit sesi duyuldu. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan ve saatler süren ameliyatlar ile teorik derslerin ardından eve dönen Henri, adımlarını olabildiğince sessiz atarak odaya girdi. Üzerindeki koyu renk ceketini sandalye arkalığına bıraktı, kravatını gevsetti. Yüzünde günün getirdiği ağır bir zihinsel yorgunluk vardı; fakat gözleri Juliette’i bulduğunda, o yorgun ifadenin yerini derin ve sarsılmaz bir bağlılık aldı. İkisi arasında yıllar içinde örülmüş, kelimelere ihtiyaç duymayan sessiz bir anlaşma vardı.Henri, adımlarını aceleye getirmeden yatağın kenarına oturdu. Juliette ona doğru döndü ve elini yavaşça eşinin omzuna koydu. Henri, avuç içini Juliette’in yanağına dayayarak parmak uçlarıyla onun şakaklarını okşadı. Bu ilk temas, günün tüm stresini bir anda eriten bir anahtar gibiydi. Ardından başını öne eğip dudaklarını Juliette’in boyun girintisine bastırdı; derin bir nefes alarak teninin sıcaklığını ve kokusunu içine çekti.