Juliette, yatak odasındaki geniş kütüphanenin yanında duran pirinç lambanın ışığını kıstı. Üzerinde ipek, fildişi rengi bir gecelik vardı. Günün yorgunluğunu üzerindeki lavanta kokulu duşun ardından atmaya çalışsa da zihninde hâlâ günün detayları geziniyordu. Ancak bu odanın kapısı kapandığında, dış dünyaya ait her şey o ahşap eşiğin arkasında kalırdı.Saat gece yarısını epey geçtiğinde, dairenin ağır meşe kapısının kilit sesi duyuldu. Tıp fakültesinde öğretim üyesi olan ve saatler süren ameliyatlar ile teorik derslerin ardından eve dönen Henri, adımlarını olabildiğince sessiz atarak odaya girdi. Üzerindeki koyu renk ceketini sandalye arkalığına bıraktı, kravatını gevsetti. Yüzünde günün getirdiği ağır bir zihinsel yorgunluk vardı; fakat gözleri Juliette’i bulduğunda, o yorgun ifadenin yerini derin ve sarsılmaz bir bağlılık aldı. İkisi arasında yıllar içinde örülmüş, kelimelere ihtiyaç duymayan sessiz bir anlaşma vardı.