Çalışamıyorsun, Matteo," dedi sesi, Toskana şarabı gibi koyu ve kadifemsi bir tonla. "Sayfaları çeviriyorsun ama tek bir kelime bile okumuyorsun."
Matteo kalemi elinden bıraktı. Derin bir nefes alırken gözlerini Giulia’dan ayırmadı. "Çünkü sayfalar bana anlatmak istediğim hikâyeyi vermiyor, Giulia. Asıl hikâye tam karşımda duruyor."Yavaşça ayağa kalktı. Mermer zeminde yankılanan adımları sakin ama kararlıydı. Giulia yerinden kıpırdamadı, sadece gözlerindeki parıltı derinleşti. Matteo divanın yanına geldiğinde, dizlerinin üzerine çökerek bakışlarını Giulia’nın seviyesine getirdi. Elini uzattı; parmak uçları önce Giulia’nın çıplak ayak bileğine, ardından yavaşça baldırının pürüzsüz kavisinde yukarıya doğru süzüldü.Giulia’nın nefesi hafifçe kesildi. Teni, Matteo’nun dokunuşuyla birlikte anında ısınmıştı. "Burada, gün ortasında..." diye fısıldadı Giulia, sesi bir ricadan çok arzusunun bir dışa vurumuydu.
"İtalya’nın en sıcak saatinde," diye yanıtladı Matteo. "Güneş tepedeyken gizlenecek hiçbir şey yok."Matteo, ipek kuşak düğümünü tek bir hareketle çözdü. Keten perdeden süzülen ışık, Giulia’nın bronz tenini, göğüslerinin yumuşak kavisini ve belinin ince hattını tamamen aydınlattı. Matteo, avuçlarını Giulia’nın kalçalarına yerleştirerek onu kendine doğru çekti. Dudakları, önce Giulia’nın boynundaki çukurla buluştu. Oraya bıraktığı sıcak ve yavaş öpücük, Giulia’nın sırtından aşağı bir ürperti gönderdi.