Bu yüzden üç ay önce Levent’in arayıp, “Serhat’la ilgili sana anlatmam gereken bir şey var,” demesiyle içimde tarifsiz bir huzursuzluk oluşmuştu. O gün öğleden sonra evde yalnızdım. Serhat işteydi, oğlumuz okuldaydı. Telefonum çaldığında ekranda Levent’in ismini görünce şaşırdım. Çünkü Levent genellikle beni aramaz, bir şey söylemesi gerektiğinde Serhat üzerinden haber gönderirdi. “Merhaba Levent, bir şey mi oldu?” diye sordum. Sesindeki tereddüt hemen dikkatimi çekti. “Yok, yani… Aslında önemli bir konu var. Müsaitsen seninle yüz yüze konuşmak istiyorum.” İçime bir korku düştü. “Serhat’a bir şey mi oldu?” “Hayır, hayır. Serhat’la ilgili ama… Bunu telefonda anlatamam.” O an aklıma bin türlü şey geldi. İşleriyle ilgili bir sorun mu vardı? Borç mu almıştı? Yoksa sağlığıyla ilgili bizden sakladığı bir durum mu vardı? Levent’le evimizin yakınındaki küçük bir kafede buluşmaya karar verdik. Gittiğimde onu cam kenarında otururken gördüm. Önünde dokunulmamış bir kahve vardı. Beni görünce ayağa kalktı ama yüzüme bakmakta zorlanıyordu. “Levent, beni korkutuyorsun. Ne oldu?” dedim. Oturmamı işaret etti. “Öncelikle şunu bilmeni istiyorum. Ben seni de Serhat’ı da yıllardır ailem gibi gördüm. Bu yüzden söyleyeceklerim seni üzebilir ama artık susamam.” Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. “Ne söyleyeceksen söyle,” dedim. Levent başını eğdi. “Serhat’ın son zamanlarda eve geç gelmesinin, telefonunu senden uzak tutmasının ve bazı geceler ortadan kaybolmasının farkında mısın?” Bir an ne diyeceğimi bilemedim. “İşi yoğun,” dedim. “Bazen toplantıları uzuyor. Neden soruyorsun?” Levent gözlerini kaldırıp bana baktı. “Çünkü her şeyin iş yüzünden olmadığını biliyorum.” O cümleyle birlikte içimde yıllardır kurduğum güven duvarında ilk çatlak oluştu. “Ne demek istiyorsun?” diye sordum. Levent cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı açtı, bir süre tereddüt etti ve ardından telefonu bana uzattı. Ekranda Serhat’ın bir fotoğrafı vardı. Ama fotoğrafta yalnız değildi. Yanındaki kadını tanımıyordum. Daha da kötüsü, fotoğrafın çekildiği yer bizim evimize yalnızca birkaç sokak uzaklıktaki bir restorandı. “Bu fotoğrafı ne zaman çektin?” diye fısıldadım. “Ben çekmedim,” dedi Levent. “Bana bir arkadaşım gönderdi. Ama mesele sadece bu fotoğraf değil.” Telefonunu geri aldı ve galeride başka bir görüntü açtı. Bu kez ekranda Serhat’ın bir kadınla el ele yürüdüğü görülüyordu. Dünyam başıma yıkılmış gibi hissettim. “Bu kim?” diye sordum. Levent derin bir nefes aldı. “Bilmiyorum. Ama Serhat’ın seni aldattığını düşünmem için yeterince sebep var.” Masadan kalkmak istedim ama dizlerim titriyordu. “Sen bunu üç aydır biliyor muydun?” dedim. Levent başını salladı. “Evet.” “Peki neden şimdi söylüyorsun?” Levent’in gözleri doldu. “Çünkü Serhat dün gece beni aradı. Bana bir sırrını daha anlatacağını söyledi. Ama konuşmadan önce senden özür dilemem gerektiğini düşündüm.” O an Levent’in söylediklerinden daha çok, yüzündeki korku dikkatimi çekti. “Ne sırrı?” diye sordum. Levent cevap vermeden önce uzun süre sustu. Sonra telefonunu masaya bıraktı. “Bunu öğrendiğinde Serhat’a bir daha aynı gözle bakamayabilirsin