İşte o an, şişkinlik yalanımın elimden kayıp gittiğini hissettim.
“Bir şey mi var?” dedim. “Bana doğru söyleyin.”
Doktor bana döndü. Kelimeleri öyle ilgiyle seçti ki, sanki kırılacak bir camı taşır gibiydi.
“Rahimde bir gebelik görüyoruz,” dedi.
Önce anlamadım.
“Gebelik… ne?” dedim. “Kist mi? Tümör mü?”Başını salladı.
“Hayır. Gebelik. Kalp atımı da var.”
O an dünya sustu. Koridor, hastane, şehir… hepsi geride kaldı.
“Ben… altmış yaşındayım,” dedim. “Menopoza girdim. Yıllar evvelce bitti bu işler.”
Doktor sakin bir tonla konuştu:
“Nadir ama imkânsız değil. Şimdi mühim olan sizin sağlığınızEllerime baktım. Parmaklarım titriyordu. Eşimin yüzü geldi aklıma. Sonra oğlum… Ona bunu nasıl anlatacaktım?
Hastane kantininde plastik sandalyede otururken karnımdan bir kıpırtı daha geldi. Bu kez inkâr edemedim. Elimi karnıma koydum.
“Sen şimdi… buradasın,” dedim. “Ben sana nasıl bakacağım?”
Korku vardı, utanç vardı… ama bir de hiç beklemediğim bir duygu: merhamet. İçimde büyüyen bu can, benim geç kalmış ama hâlâ atan kalbimdi belki de.