En son bir gece, yatarken karnımın içersinde ilgi çekici bir dalga hissettim. Sanki biri içeriden nazikçe kapıya vurdu. Elimi koydum, parmaklarımın altında bir kıpırtı… O an kalbim bir an durdu sandım.
“Yok artık,” dedim fısıltıyla. “Bu yaşta… olmaz.”
Gözlerimi kapattım, dua eder gibi. Bir yandan da korku: Ya kötü bir şeyse? Ya içeride büyüyen şey bir tümörse? Annem kanserden gitmişti; o sözcüklerin gölgesi evimizin üstünden hiç kalkmamıştı.Ertesi gün sabah ezanıyla kalktım. Oğlumu aramak istedim, vazgeçtim.
“Önce hekime gideyim,” dedim.
Devlet hastanesine randevu aldım. İki saat süresince sıra beklerken koridordaki sesler kulağıma uzak geldi: bebek ağlaması, yaşlıların öksürüğü, hemşirelerin ayak sesleri… Ben kendi içimde diğer bir koridorda yürüyordum.