Esimin vefatindan sonra

Çatı katı aydınlıktı; pencereden giren loş sokak lambası ışığı, odanın düzenli hâlini ortaya çıkarıyordu. Duvarlar boyunca dizilmiş kutular, masanın üzerinde açık defterler, renkli kalemler ve küçük bir teybin yanıp sönen ışığı vardı. Yeni eşim donup kalmıştı; yüzünde yakalanmış olmanın şaşkınlığı değil, daha çok uzun süredir taşıdığı bir yükün ağırlığı okunuyordu.
“Beni korkutmak istemezdim,” dedi sessizce. Sesindeki titrek ton, kızımın anlattıklarını bambaşka bir yere taşıdı. “Ama anlatması zor.”
Masaya yaklaştım. Defterlerin birinde çizimler vardı: evin odaları, saatler, notlar… Diğerinde ise uzun cümleler, altı çizilmiş kelimeler. Teyp kapalıydı; kulaklıklar yanındaydı. Her şey, gizli bir şeyden çok yoğun bir çalışmanın izlerini taşıyordu.
“Burayı neden kilitliyorsun?” diye sordum…
Reklamlar