Bana neden daha önce gelmediniz? — diye sordu boğuk bir sesle.
— Annemiz, sizin hazır olmadığınızı söyledi, — dedi kızlardan biri. — Ve biz de… korktuk. Ta ki bugün… onun ölüm yıldönümüne kadar.
Adam başını kaldırdı. Mezara baktı. Taş artık sadece bir kaybı değil, saklanmış bir gerçeği de temsil ediyordu.
Yavaşça kızlara uzandı. Ellerini tuttu. Küçük, soğuk, çamurlu eller… Ama o eller, kalbine sıcaklık yaydı.Bana hiçbir şey söyleme… demiştiniz, — dedi. — Ama artık her şeyi bilmek istiyorum. Ve… eğer izin verirseniz… sizi tanımak istiyorum.
İkizler birbirine baktı. Sonra aynı anda gülümsediler. O gülümseme, karısının yıllar önceki gülümsemesine tıpatıp benziyordu.
— Biz de bunu istiyoruz baba, — dediler.
Sis yavaş yavaş dağılıyordu. Güneş, mezarlığın üzerine utangaçça doğuyordu. Adam ayağa kalktı, kızları kucakladı. Hayat, ondan çok şey almıştı ama bugün, kaybettiklerinden daha büyüğünü geri vermişti.
Beyaz çiçekler mezarın üzerinde duruyordu. Adam fısıldadı:
— Söz veriyorum… artık hiçbir şey gizli kalmayacak.
Ve o an, ölümün ortasında, yeni bir hayat sessizce filizlendi.
Adam donakaldı…
Onu fark ettiklerinde kızlardan biri sessizce fısıldadı