Polise gitmek zorunda değilsin,” dedi. “Ama şirketin kontrolünü hemen alman gerekiyor. Yoksa Koray kalan parayı da aktarabilir.”
Ayağa kalktım.
“Şehre dönmem lazım.”
Saim anahtarı avucuma bıraktı.
“Bu, bankadaki kasanın anahtarı. Nevzat’ın son talimatları orada.”
O gün öğleden sonra Saim’le birlikte şehre döndük.
İlk durağımız şirket olmadı.
Nevzat’ın yıllardır çalıştığı avukat Tayfun Beyin ofisine gittik.
Bizi gördüğünde hiç şaşırmadı.
Sanki geleceğimi biliyordu.
“Başınız sağ olsun,” dedi.
Sonra masasının çekmecesinden kalın bir dosya çıkardı.
“Nevzat Bey her şeyi hazırladı.”
O anda telefon çaldı.
Tayfun Bey ekrana baktı.
“Koray arıyor.”
Birbirimize baktık.
“Açın,” dedim.
Hoparlörü açtı.
Koray’ın sesi öfkeliydi.
“Tayfun Bey, annem ortada yok. Ayrıca şirket hesaplarına erişemiyorum. Sistem neden beni engelledi?”
Avukat sakin kaldı.
“Çünkü yetkiniz kaldırıldı.”
Sessizlik oldu.
“Ne demek kaldırıldı?”
“Şirketin çoğunluk hissedarı anneniz.”
Koray’ın sesi bir anda değişti.
“Bu mümkün değil.”
Ben öne eğildim.
“Gayet mümkün.”
Karşı tarafta derin bir nefes sesi duydum.
“Anne?”
“Evet.”
“Sen neredesin?”
Gülümsedim.
“Beni bıraktığın yerden biraz ileride.”
Koray hemen yumuşamaya çalıştı.