Öğleye doğru mesajlar gelmeye başladı. Önce öfkeliydi. Sonra inkâr. Ardından yalvarma. Cevap vermedim. Susmak, bazen en gürültülü cevaptır. Akşamüstü kapım çaldı. Açmadım. Kapının arkasından konuştu; “Bir yanlış anlama,” dedi. Yanlış anlamalar böyle olmazdı. Yanlış anlamalar, yatağın paylaşılmasıyla başlamazdı.
Ertesi gün mahkemeye başvurduk. Süreç beklediğimden hızlı ilerledi. Belgeler konuşuyordu; ben susuyordum. Kocamın yüzündeki şaşkınlık, yerini korkuya bıraktı. Gücün, sandığı yerde olmadığını anlamaya başlamıştı. O gücü bana atfettiğini sanmıyorum; daha çok, kendi elinden kayıp gittiğini fark ediyordu.