Telefonu kapattıktan sonra bir süre masamda hareketsiz oturdum. Ofisin camlarından şehrin ışıkları yansıyordu; herkes bir yerlere yetişiyor, hayat akıyordu. Benim içinse zaman durmuştu. Bu sessizlikte ilk kez nefes aldığımı fark ettim. İçimdeki öfke, artık kontrolsüz bir yangın değil; yönünü bilen, hedefini seçmiş bir güçtü.
O gece eve dönmedim. Bir otelde kaldım ama uyumadım. Dosyalar, sözleşmeler, e-postalar… Hepsi önümdeydi. Yıllardır “sonra bakarım” dediğim detaylar, şimdi birer birer anlam kazanıyordu. Kocamın işinde yaptığı küçük “hatalar”, atladığı imzalar, bana danışmadan verdiği kararlar… Hepsi iz bırakmıştı. O izler, şimdi benim yol haritamdı.
Sabah olduğunda avukatımı aradım. Sesim sakindi; bu sakinlik onu bile şaşırttı. “Boşanma,” dedim, “ama hızlı ve temiz olsun.” Sonra muhasebecimle konuştum. Hesapların durumu netti. Ortak görünen ama aslında benim kefaletimle ayakta duran her şey, tek tek ayrılıyordu. O fark etmeden yıllardır kurduğum güvenlik ağları, şimdi kapanıyordu