“O anda Tuncay’ın ellerinin titrediğini fark ettim.”
İşte her şey tam olarak o anda değişti.
Yıllardır aynı yastığa baş koyduğum adamın korktuğunu daha önce de görmüştüm. Babasını kaybettiğinde, Duru küçükken ağır bir ateş geçirdiğinde, iş yerinde büyük bir kriz çıktığında… Ama bu başka bir korkuydu.
Bu, yakalanmış birinin korkusuydu.
Masaya uzandım.
“Tuncay, telefonu çevir.”
“Gerek yok.”
“Telefonu çevir.”
Sesimdeki sertlik onu bile şaşırttı.
Baran hiçbir şey söylemeden geri çekildi. Duru ise kapının yanında durmuş, ne bana ne babasına bakabiliyordu.
Tuncay telefonu elinin altında tutmaya devam etti.
“Bu çocuk ne anlattıysa—”
“Baran hiçbir şey anlatmadı.”
Sözünü kestim.
“Henüz anlatmadı.”